Eyüp Ekmekçi
Türkiye'den Alim mi Çıkar?
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
KADER-İ İLAHİNİN SEVK VE İSTİHDAMINDA AZAM TECELLİ..
HAZRET-İ BEDİÜZZAMAN 
 
"Türkiyeden alim mi çıkar!" diyen Arap allamelerinin tabiriyle:"KUR'AN LİSANIYLA DERS VEREN BÖYLE BİRZAT,BİR TEFSİR BİZ GÖRMEDİK." diyorlar.
 
Cumhuriyetin başında,istibdad-ı mutlak devrinde,sırf Kur'an'a hizmetinden ötürü,19. asır emperyalist Avrupasının elinde alet "materyalist felsefe"afyonu'nu yutmuş olanların gadriyle,yirmisekiz sene sürgün,yirmi kere zehirleme gibi dünya insanlık tarihinde emsali olmayan bir istibdad-ı mutlak altında, o çok  ağır devlet terörü şartlarında;tarihin emsalini görmediği bir cehd ve gayret ve tevfik-ı İlahi ile sırf milletin imanını kurtarmak için,çoğu el yazması altıyüz bin nüsha eser neşreden bir zat hakkında,sellemehüsselam kal u kıl edilmez.

Milyonların imanını kurtarmaya vesile olan bir zat olduğu için ve hedefinde bu milletin ve ümmetin,hatta bütün insanlığın iki hayatlarının kurtulmasının ve ebedi saadetlerinin medarı olan imanlarını,en kudsi bir dersle, Kur'an'ın en yüksek bir mertebede i'cazi bir tefsiriyle kurtarmak hizmeti hayatının yegane gayesi olan bir zat hakkında,ne sebeple olduğu bilinmez,zan uyandıracak müphem cümle kullanmak,insanı insaniyeten iflas ettirir ve dünyada ahirette dehşetli mes'ul eder.
 
Büyük zatların ve mürşidlerin değeri hakkında en kesin miyar olan iki Hadis-i Şerif hatırımıza geliyor; Hz.Bediüzzaman,her ikisinde de nokta-yı müntehada olduğuna dair vak'alarla doludur hayatı.
 
Birinci miyar hadis-i şerif:" Hakiki alimler,hakikatı zalim sultan karşısında da pervasızca söyleyebilenlerdir." Hz Üstadın hayatı,şecaat-ı imaniyenin en müstesna örneklerini teşkil eder.Bilahare yazacağız.
 
İkinci hadis-i şerif: "Sizden dünyalık talebinde bulunmayanların sözlerini,nasihatlarını dinleyiniz." Hadis-i Şerifinin imtisalinde,emsali mümkün olmayan bir istiğna ve iktisad seviyesinde hayatı geçmiştir. Küçüklüğünde amcasının çorbasını içmemesinden tut,kimseden zekat dahi almamıştır.
 
Meleketinin maarifi için Sultan Abdülhamid'e gittiği zaman, mason başmabeynci:"Maarif mes'elesi mecliste derdest-i tezekkürdür. Bu da size Sultandan ihsan-ı şahanedir. Bilahare maaş bağlanacaktır." diye,bir torba altınla haber getirdiğinde: "Maarifi te'hir,maaşı ta'cil ne içindir. Bu hak-kı sükuttur." diyerek torbayı fırlatıyor.

Başmabeynci: "Ne yaptınız hareketiniz idamınızı muciptir." demesine mukabil,Bediüzzaman: "Neticesi deniz olsa geniş bir kabirdir. Ben maaş dilencisi değilim.Memleketimin maarifi için geldim." diyor.
 
Sultan Reşad'ın ondokuzbin altın mes'elesi bir tahsisattır. En basit bir mantıkla bilinir ki,elden verilen bir para değildir. Nitekim bin altın Van Valiliğine gönderilmiş ;Van Gölü kenarında Artemit'te mutasavver Şark Üniversitesinin temeli atılmış.Fakat harb çıkınca geri kalmıştır. Bu mevzuda zan uyandırmak niyetiyle laf edeni ben,Azizün-Züntikam'a havale ediyorum.
 İngilizlerin tasallutu altındayken İstanbul'da hayatını yüzde yüz tehlikeye atarak,Hutuvat-ı Sitte isimli şiddetli eserini neşrederek ve gazetelerde ingilizin münafıkane siyasetine karşı,hocaları ve halkı uyarıcı şecaatlı makaleler neşredip ingilizlerin esaret altındaki Sultan adına Kuva-yı Milliye için asidir diye fetva çıkartmalarına mukabil: "Kuva-yı Milliye meşrudur. Cihad farz-ı ayndır." diye fetva vermesi üzerine,Hz Üstad'ın bu emsalsiz mücahedatı,Ankara'nın dikkatini çekmiş ;ondokuz defa şifreyle davet edilmiştir.

Bizzat M. Kemal tarafından " Bu kahraman hoca bize lazımdır." diyerek davet etmişlerdir. Ankara'ya teşriflerinde alkışlarla karşılanmış,dualar edilmiştir. Bu arada on maddelik bir beyanname ile Hz Üstad " Kainatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Bu islam milletinin temsil makamı olan meclis-i ali;hem bir şükür,hem en ehemmiyetli dini ve milli bir şeair olarak,Kur'an'da yüz yerde emredilen namazı ikame etmesi lazımdır.........Milletin fıtratına muvafık bir cereyan veriniz.Yoksa sa'yiniz hebaen gider veya sathi kalır."gibi ehemmiyetli dersler vermiştir.
 
Not: Son asrın meb'usu,yani son müceddit ve varis-i Nebi(A.S.M) olarak,son asırdaki insanlık tarihinin en dehşetli dalaleti olan materyalist felsefeyi öldüren ve iman ve İslamiyeti seb'al mesaniye mazhariyetle ve en azam mertebede ders veren Hazret-i Bediüzzaman'ın meclise arzettiği on maddelik beyannamedeki ehemmiyetli tavsiyelerin gözardı edilmesinden bir Eski Türkiye tarihi yaşadık.Şimdi ise,Milli bir şiir okuduğu için,Yusuf Aleyhisselamın'ın medresesi hükmünde olan hapishaneye konulan ve orada son müceddidin,Kur'anın manevi muc'izesi olan ve ilim ve fen asrının dimağına Kur'anın bir dersi olan Risale-i Nur Külliyatı'nı okuyan bir kahraman vasıtasıyla bir Yeni Türkiye tarihi yazılmaktadır. 
 
"EVET..ÜMİTVAR OLUNUZ! ŞU İSTİKBAL İNKILABATI İÇİNDE EN YÜKSEK GÜR SADA İSLAM'IN SADASI OLACAKTIR." 
"İSTİKBAL SEMAVATI VE ZEMİN-İ ASYA BAHEM OLUR TESLİM YED-İ BEYZA-YI İSLAM'A."
 
Bu arada ehemm bir mevzu'u daha ifade edeceğiz :
 
Meclisin;ondokuncu asır Avrupa'sında,yani teslis hurafesi zemininde zuhur eden ve teslisi mağlup ederek fir'avunlaşan materyalist, inkarcı felsefe  afyonunu yutan buradaki Avrupa mukallitlerinin hali,havası Hazret-i Bediüzzaman'ın ruhuna çok sakil geldiğinden; M. Kemal tarafından,(meb'us maaşı 30 lira, Reis-i Cumhurun resmiyetteki maaşı 70 lira iken) Hazret-i Üstad'a 300 lira maaş, daimi mebusluk,şark umumi vaizliği, istediği yerlerde boğaziçinde kaşanelerde oturmak,istediği kadar evlenmek gibi çok cazip teklifler yapıldığı halde, sırf INDALLAHİL-İSLAM'A karşı lakayt ve soğuk tavırlardan ötürü:"Ben sizinle çalışamam fakat size de karışmam." diyerek Ankara'dan ayrılmıştır. Hatta Mustafa Kemal trene kadar gelmiş:"Hocam bizi bırakıp gitme,beraber çalışalım." dediği halde,Üstad:"Ben ahiretime çalışacağım." diyerek Van'a avdet etmiştir.
 
Aslında Hazret-i Üstad Bediüzzaman,İttihad Terakki'den itibaren içerideki bütün rahatsızlıkların,Batı'dan esen mataryalist inkarcı felsefe rüzgarından  geldiğini görerek çare arıyordu.Ve"Milletin kalp hastalığı zaaf-ı diyanettir.
Onu takviye ile sıhhat bulabilir." diyordu.
 
Son varis-i Nebi,büyük müceddid olarak maddi ilim ve fende terakkinin yeni başladığı o devrede "insaniyette",Batı'da;haddi aşan bir fir'avunculuk, mataryalizm tuğyanı başlamıştı. Buradakiler de o havanın tesiri altındaydı. O meyanda Hazret-i Üstad İkicihan Serverinden(A.S.M) şu mesajı alıyor:"Ben o Süfyanın zamanında gelseydim;en tenha bir yere çekilir,Kur'andan iman bürhanlarını istihrac eder,o Süfyana onunla mukabele ederdim." buyuruyor.İşte Hazret-i Üstad (R.A) bu çok ehemmiyetli mesaj üzerine, materyalist felsefeyle aklı gözüne inen bu asır insanına deva olacak dersi, ezeli-ebedi mu'cize olan Kur'andan istihrac etmek üzere Van'a avdet etmiştir.
 
O esnada Ankara'nın dine karşı tavrından duyulan rahatsızlık sebebiyle şarkta bazı hareketler vuku bulmaktaydı. 
Bir gün Seyda Bediüzzaman,taleberiyle ders okurken, eski Osmanlı paşalarından Kör Hüseyin Paşa Hazret-i Üstad'ı ziyarete geliyor. Beraberinde bir torba altın getirmiş. Hazret-i Üstad:"Nedir bu?" diyor. 
Kör Hüseyin Paşa:"Zekatımdır hocam." diyor. 
Hazret-i Üstad:"Sen şeriat bilmez misin! Senin civarında fakir köy yok mu! Oradan buraya zekat gelir mi! Al paranı!" diyor. Kör Hüseyin Paşa:"Seyda şu yanındakileri çıkar da,seninle bir mes'ele görüşeceğim."diyor.
Hazret-i Üstad:"Bunlar benim vücudumun azaları gibidir. Burada yabancı yok.Sor ne soracaksan!"
Kör Hüseyin Paşa:" Ben Mustafa Kemal'le harb edeceğim."
Hazret-i Üstad:"Mustafa Kemal'in askeri kim!"
Kör Hüseyin Paşa:"Ne bileyim işte askerdir."
Hazret-i Üstad:"Ahmed'i Mehmed'le,Hasan'ı Hüseyin'le çarpıştıramazsın. İzin yok."buyuruyor.
Kör Hüseyin Paşa:"Seyda benim yüzümü kara ettin. Ben şimdi ellibin atlıya ne yüzle bakacağım!"
Hazret-i Üstad:"Git!.dünyada kul yanında yüzün kara olsun ;mahşerde Hak huzurunda yüzün kara olmasın." diyor. Bunun üzerine o imanlı Paşa,o teşebbüsten vazgeçiyor. 
O hengamede Şeyh Said de Hazret-i Üstad'dan yardım istiyor:"Sizin nüfuzunuz ve nüfusunuz kuvvetlidir. Bize yardım ederseniz,muvaffak oluruz." mealinde mektup gönderiyor. Hazret-i Üstad:"Bu Türk milleti bin senedir İslamiyet'in bayraktarlığını yapmış, çok veliler yetiştirmiştir. Onların torunlarına kılıç çekilmez...Millet irşad ve tenvir edilmelidir." buyuruyor. 
 
İşte o zamandaki ahvalden iki misal!..
 
Hazret-i Üstadımızın,sıddıkiyetin zirvesinde olan son Varis-i Nebinin;nihayet kemaldeki bu tavrına rağmen,evhamlı hükümet garba nefyediyor. Hatta malum,silahlı gruplar Hazret-i Üstad'ın yoluna çıkıp:"Seyda bizi bırakıp gitme. Seni Mısır'a ,Arabistan'a kaçıralım dedikleri halde:"Ben kendi rızamla gidiyorum. Türk milletinin şehametli sinesine gidiyorum." buyuruyor. 
 
İslam düşmanı Avrupa emperyalizmasına karşı takınılacak en hayati tavır olarak,vatan milleti birlik beraberliğini,uhuvvet-i imaniye ile birleştirici tavrını en ağır şartlarda devam ettirmiştir. 
 
Hatta şunu arz edelim: Bir millete yapılacak en büyük yardım ve tahkimat:Önce dinine,bir de diline yapılacak hizmettir.Malum.
 
 Hazret-i Bediüzzaman;son müceddit,varis-i Nebi  olarak Asr-ı Saadetten sonraki Kur'ani irşadda,en büyük bir inkılab olarak,iman ve İslamiyet'i "seb'al mesaniye" mazhariyetle,Kur'an'a ayine bir tefsir-i bedi' ile,yani ilim ve fen asrının ıztırarla  muhtaç olduğu Kur'an'ın ilim ve tefekkür nuruyla açılımı olan bir ders verip tahkim eden altı bin sahife Risale-i Nur Külliyatı ,bu necip millete,son asırda hem materyalist felsefenin tuğyan ve karanlığından bir halaskar,hem Kur'anın ilim ve feyzine en a'zam  seviyede bir ders,orijinal  olarak ilk defa kendi lisanıyla fazl-ı İlahi ile ihsan edilmesi,belki de bin yıllık mücahedatının tavsif edilmez bir devlet kuşu olarak başına konmasıdır.
 
Hazret-i Üstad:"Hakiki milliyetimiz İslamiyet'tir."der. Söz gelimi Türk milleti derken,salabet-i Diniye ile mümtaz Kürd kardeşlerimiz buna dahildir. Malazgirt'ten Anadolu'ya girişimizden,Çanakkale kıyametine kadar hep beraber olduk. Ezeli-ebedi mu'cize olan Kur'anın sırrıyla ve İNNEMELMÜ'MİNUNE İHVETÜN fermanıyla kıyamete kadar ve oradan ebede kadar beraber ve kardeşiz. 
 
Bu mevzu münasebetiyle halis ve mümtaz ve geniş bir Kürd  aşiretinin mümessili olan Abdulkadir Badıllı Ağabey'imizi Kürd akil adamlarının birincilerinden olarak rahmetle anıyoruz. 
 
Şimdi  Hazret-i Üstad Bediüzzaman Said Nursi (RA) Van'dan Batı'ya,sebepsiz sırf evhamla kuş uçmaz kervan geçmez tabirine tam masadak bir dağ köyüne nefyediliyor. İşte iki cihan serverinden aldığı mesaj yani insanlık tarihinin en dehşetli ve bilimsel kılıfa sokulmuş inkar-ı uluhiyet tuğyanına karşı,Kur'andan iman bürhanlarının istihracı ve te'lifi ve intişarı bu dağ köyünde zuhura başlamış ve 1948 Afyon mahkemesine kadar devam etmiş ve tamamlanmıştır.
 
 Hazret-i Üstadımızın "Konuşan Yalnız Hakikattır" ismiyle neşredilen ihlas-ı taamme dersinde beyan buyrulduğu gibi:"Onlar bilmeyerek,kader-i İlahi'nin sırlarına,derin tecellilerine akıl erdiremeyerek bizim davamıza, hakikat-ı imaniyenin inkişafına hizmet ettiler.Bizim vazifemiz onlar için,yalnız hidayet temennisinden İbarettir.

Bize eza ve cefa edenlere karşı,hiçbir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur'a sadakat ve sebatla çalışmalarını tavsiye ederim."buyurmuşlardır.
 
Aslında,vaktiyle Emevi zulmünden kaçan Seyyid'ler,Şarki Anadoluya ve oradan Kastamonu ve Isparta'ya kadar,ekseri Anadoluya yerleşmişlerdi. Demek ilm-i ezelisiyle, irade ve takdir-i Hüda  ile,bu Anadolu memleketi,bir cihette Kur'anın Nur'unun tamamlanması manasına gelen, ve ilim ve hikmet(tefekkür) nuru ile açılımı,ilim ve fen asrına bırakılan Kur'anın son sırrı ve dersi ve hizmeti için,bu Anadolu memleketi hazırlanmış imiş.

Demek bazen zulüm içinde Rahmet-i İlahiyenin en büyük ikramı tahakkuk ediyor. Şimdi bu tarihten sonra,bu nur-u hakikatın, ezeli-ebedi kelam olan Kur'anın son dersinin,en başta en muztar olan milletimize, Alem-i İslam'a ve bütün insaniyete intişar ile,ebedi zulümattan kurtulup nur-u hidayetle dünyada maddi-manevi terakki içinde,ebedi saadetlere kavuşturacağı devreleri intizar ediyoruz. 
 
Yeniden ifade edelim :
 
"EVET..ŞU İSTİKBAL İNKILABATI İÇİNDE EN YÜKSEK GÜR SADA İSLAMIN SADASI OLACAKTIR."
"İSTİKBAL SEMAVATI VE ZEMİN-İ ASYA BAHEM OLUR TESLİM YED-İ BEYZA-YI İSLAMA."
İNŞAALLAH!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>