Dr. Vehbi Karakaş
Yalnızlığın ve Mutsuzluğun İlacı
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
Yalnızlıktan dert yanan ve söylediklerimden çok memnun kalan bir dostumun hali, benim bu makaleyi kaleme almama vesile oldu. Bütün yalnızlara ve yalnız kalma adaylarına faydalı olur kanaatiyle arz ediyorum:
 
Allah dostlarından biri, tek başına bir odada iken kapı açılıyor, içeriye biri giriyor:
 
-Selamun aleyküm,
 
-Ve aleykümüsselam,
 
Gelen adam:
 
-Yalnız mıydınız efendim, der. Odadakinin Cevabı enteresan:
 
-Hayır, siz geldikten sonra yalnız kaldım. Çünkü ben Ezeli ve Ebedi Sevgili ile görüşme halinde idim. Sen içeri girince dikkatim o sohbetten koptu.
 
Ezeli ve Ebedi Sevgili ile beraber olan hiç yalnız olmaz; bütün kainat onu terk etmiş olsa da. Onunla beraber olmayan da, hep yalnızdır; bütün kainat onunla beraber olsa da!
 
Muhabbet Kahramanı diyor ki: “Allah’ı bulan, her istediğini bulur; sınırsız minnetlerden, korkulardan kurtulur. Onu bulamayan hiçbir şey bulamaz, bulsa da başına bela bulur."[1]
 
Bugün insanların birçoğunun yalnızlığı ve mutsuzluğu Onu bulamamış olmaktan kaynaklanmaktadır.
 
Allah’la beraber olmanın halavetini tatmış olan Yunus, bu beraberlik için, bakın neleri gözden çıkarmış:
 
“Sufilere sohbet gerek/ Ahilere ahret gerek 
Mecnunlara Leyla gerek/ Bana seni gerek seni
 
Cennet cennet dedikleri/ Birçok köşkle birçok huri 
İsteyene Ver anları/ Bana seni gerek seni.”
 
Çünkü,
 
Seninle olmak sohbetlerin a’lasıdır.
 
Seninle olmak cennetlerin verasıdır.[2]
 
Yunus cenneti ve içindekileri değil, cennetin sahibini istiyor. Bundan daha büyük akıllılık var mı? Cennetin sahibini bulan ve Onu razı eden neye sahip olmaz ki?
 
Ey yalnız kaldım diye dertlenen dostum, sen yalnız değilsin. Seni gören, gözeten, kainatı senin emrine veren bir Rabbin var. O, bütün güzel isimleriyle, senin yanındadır. Yeter ki sen bunun farkında ol. Nerede olursan ol, Onun seninle beraber olduğunu bil. Sabret. Sadece halini Ona arz et. O Kur’an’ında soruyor:
 
أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ
 
“Hiç Allah kuluna yetmez mi?”[3] Yine Kendisi cevap veriyor:
 
وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ
 
“Kim Allah’a dayanır ve güvenirse Allah ona yeter.”[4]
 
“Allah’a tevekkül edene Allah kafidir.”[5]
 
Öyleyse Allah var, ne gam var?
 
Allah’a tevekkül etmek demek, yan gelip yatmak demek değildir. Tohumu serpip, bitirmeyi Onun yapacağına inanmaktır, ilacı alıp şifayı Onun vereceğine inanmaktır. İş kapılarına dokunup, kapıları Onun açacağına inanmaktır. Onun rızasına uygun eş arayıp, kısmeti Ondan beklemektir. Yokluğu, yalnızlığı, üzüntüyü, korkuyu yenmenin çaresi, Onunla olmaya, Onu anmaya, Ona yalvarmaya bağlı olduğunu bilmektir.
 
Beş vakit namazınla, teheccüd namazınla, hacet namazınla dua et. Sen de Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Yunus, Hz. Eyyub, Hz. Davud ve Hz. Muhammed (as) gibi halini Allah’a arz et. Masum olduğun halde seni üzenleri, dağınıklığını, hüznünü seni her an gören, duyan ve dinleyen Ezeli ve Ebedi Dost’a havale et.
 
Yusuf’u Yakub’a kavuşturan Allah, balığın, denizin karnından, gecenin bağrından Yunus’u çıkaran Allah, Eyyub’u amansız hastalıktan kurtaran Allah, Davud’un eline demiri hamur gibi yoğurma kabiliyetini veren Allah, Hz. Muhammed’i (as) amansız düşmanlardan koruyan Allah seni de çaresizlikten, sahipsizlikten, kederden ve çeşitli korkulardan, endişelerden koruyacak ve kurtulacaktır.
 
Bu duruş, bu bakış, bu iman, bu teslimiyet sana çok şey kazandıracak, haksızlara ve hasetçilere ve seni terk edenlere de çok şey kaybettirecektir. Er veya geç.
 
Şimdi sana, yine Üstad-ı Muhterem’in bir sözünü hatırlatayım. Diyor ki:
 
"Allah’ı tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır, (mutludur.) Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır..."[6]
 
YALNIZLIĞIN, ZALİMLİĞİNDEN KAYNAKLANIYORSA…
 
Eğer yalnızlığın zalimliğinden ve vefasızlığından kaynaklanıyorsa, yalnız kalmanın suçlusu sen isen üzülmek senin hakkın. Üzül ki üzüntün, seni tevbeye, özür dilemeye, af ve helallik istemeye götürsün. Bunlar da senin hem Allah tarafından hem de haklarını çiğnediğin kullar tarafından bağışlanmana vesile olsun.
 
Elinde fırsat varken bunları yapmazsan, ezdiklerinden, üzdüklerinden helallik almazsan ahirete müflis olarak gidersin. Ahirette bütün alacaklılar başına toplanırlar. Sevapların (varsa) onlara dağıtılır, sevapların yoksa veya alacaklılara kafi gelmezse, alacaklıların günahları alınıp senin boynuna yüklenir. Sonra da Hakka suresindeki:
 
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
 
 ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ
 
ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ
 
“Tutun onu, zincire vurun, sonra da cehenneme atıverin.”[7] Hem de uzunluğu yetmiş arşın olan zincire bağlayın.”[8] ayetlerinin gereği yapılır. “Keşke”leri, peş peşe sıralamaya başlarsın:
 
يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيهْ
 
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيهْ
 
يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ
 
“Keşke kitabım (amel defterim) bana verilmeseydi,
 
Keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
 
Keşke ölüm her şeyi bitirseydi,[9]
 
 يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا 
 
keşke toprak olsaydım,[10]
 
وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ
 
Keşke dünyada iken aklımızı çalıştırsaydık yahut uyaranlara kulak verseydik te bu cehennemliklerin arasında olmasaydık.[11]
 
مَا أَغْنَى عَنِّي مَالِيهْ
 
هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيهْ
 
Servetim bana hiçbir yarar sağlamadı, saltanatım yıkıldı, (makamım ve rütbem elimden alındı.)”[12]
 
Evet dostum, vaziyet işte bu kadar ciddi. Öyleyse daha durmamalısın, tevbe etme ve helallik alma, özür dileme ve af isteme zamanındasın. Hemen harekete geç, ölüm gelmeden yapman gerekenleri yap. Üstad’ın dediği gibi: “Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!”[13]
 
“Kara haberin almadan/ Can bedenden ayrılmadan
 
Azrail bizi bulmadan/ Gel gidelim Dost’a gönül.”[14]
 
 
İNSANLAR NİÇİN YALNIZ KALIR?
 
Bu soruya Newton şu cevabı vermiştir:
 
"Aşk köprü kurmaktır, insanlar köprü kuracakları yerde; duvar ördükleri için yalnız kalırlar.”[15]
 
Newton’un bu sözünü kısmen doğru buluyorum, düzeltilmeye ve tamamlanmaya muhtaç bir cümle görüyorum. Aşk kelimesinin başına “Meşru” veya “Helal” kelimesi konulmalıydı. Tabii Newton belki İlahi yani İslami ölçüleri bilmediği veya hesaba katmadığı için o bu kelimeyi koyamamış olabilir. Fakat biz bu kelimeyi aşkın başına koymadan yol alamayız. Çünkü aşkın da helal olanı vardır, helal olmayanı vardır.
 
Helal olan aşk, insanın bütün varlıkları Allah adına, Onun bir eseri, bir hediyesi ve emaneti olarak görmesi ve sevmesidir.
 
Helal olan aşk, sevenin sevdiğini, “ne kadar güzelsin”, diyerek değil, “ne kadar güzel yaratılmışsın”, diyerek sevmesidir. İnançsızlık akımları çıkmadan önce bu mana türkülere bile yansımıştı: “Ne güzel yaratmış yar yar seni Yaradan” ifadesi bunun en güzel misalidir.
 
Helal olan aşk, nikahlı birliktelikle insanın eşini sevmesi, onu Allah’ın bir lütfu, emaneti ve armağanı olarak görmesi ve gözetmesidir.
 
Bu yolla olmayan bakışlar, görüşler, aşklar, birliktelikler gayr-ı meşrudur. İşte bu aşklar, yani meşru veya helal olmayan aşklar da maketten veya kartondan köprü kurmaya benzer. Böyle bir köprü, sizi menzil-i maksudunuza kavuşturmaz. Ya üstüne çıkamazsınız ya da düşer, telef olursunuz.
 
Her halde bundan dolayıdır ki meşhur şairimiz, helal olmayan aşkları “bomboş kuruntu”, ilahi ölçüler tanımayan özgür hayatı da “esaret=esirlik, kölelik” olarak tanımlamış, dünyanın Allah’a işaret eden bir fani olduğuna, her zaman ve her yerde Allah’ın murakabesi, görgüsü ve bilgisi altında olduğumuza şu mısralarıyla dikkat çekmiştir:
 
“Var olan yoklukların ömrünü sürüyorum
Aşklar bomboş kuruntu, hürriyetler esaret
Yalnız, 'Rakip' ismiyle Allah’ı görüyorum
Bir yokluk ki, bu dünya, var olana işaret.”[16]
 
Aşka ve sevgiye böyle bakılmazsa insan, yalnızlıktan kurtulamaz. Sevgilisinin ve sevdiklerinin yanında olsa da.
 
Nitekim, “Sevgilisi varken de yalnız olduğunu söyleyenler”[17] olmuştur.
 
Neden?
 
Çünkü bunlar, sevdiklerini, Allah’ı hesaba katmadan sevmişlerdir. Sevdiklerini, Allah’ın bir lütfu, bir eseri, bir armağanı ve bir emaneti olarak sevmemişlerdir. Halbuki yalnızlığın çaresi, Allah’a inanmak ve Onu anmaktır. Her şeyden Onu ve her şeyde Onun mührünü görmektir. Bu imanla eşine, eşyaya ve kainata bakmaktır. Kalbin sanatkarı olan Allah haber vermiş: “Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur,”[18] yalnızlıktan kurtulur.
 
 
[1] Bkz. Mektubat, 30
[2] Vera: Öte, demektir.
[3] Zümer, 39/36
[4] Talak, 65/3
[5] Mesnevi-i Nuriye, 110
[6] Şualar, 11. Şua, 6. Mesele.
[7] Hakka, 69/30-31
[8] Hakka, 69/32
[9] Hakka, 69/32
[10] Bkz. Nebe’ 78/40
[11] Mülk, 67/10
[12] Hakka, 69/28-29
[13] Mesnevi-i Nuriye
[14] Yunus.
[15] Zehra, Erol, (Psikolog) http://www.e-psikiyatri.com/adim-adim-yalnizlik-47491
[16] Kısakürek, Necip Fazıl, 29
[17] Aynı yer.
[18] Ra’d, 13/28

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>