Dr. Vehbi Karakaş
Müslümanlar Arasında Huzuru Sağlama Formülü
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
Müslümanlar arasında kaosa, kavgaya ve gerilime sebep olan hastalıkların başında kin, hased ve düşmanlık gelmektedir. Bir insan, içindeki kin, hased ve düşmanlığa yüz verirse:
 
1-Nefsine zulüm etmiş olur,
 
2-Mü'min kardeşine haksızlık yapmış ve hakkına tecavüz etmiş olur,
 
3-Aynı zamanda Allah’ın takdirine ve rahmetine itiraz etmiş sayılır.
 
Çünkü, kalbinde taşıdığı kin ve düşmanlıkla önce kendini üzer, hasmına gelen nimetlerden rahatsız olmakla nefsine azap çektirir, böylece nefsine zulmetmiş olur.
 
Eğer düşmanlık hasetten (çekememezlikten) kaynaklanıyorsa, o bütün bütün azaptır. Çünkü, haset evvela hased edeni yakar, mahveder. Hadis-i Şerifte de şöyle buyuruluyor: "Hasedden kaçının. Çünkü o, ateşin odunu yiyip tükettiği gibi, insanın bütün sevap ve hayırlarını yer, tüketir."[1] Hased edilen hakkında hasedin zararı ya azdır veya hiç yoktur.
 
Bir insan hasmına gelen musibetlere sevinse, nimetlerden dolayı da üzülse, kaderin kararına küsmüş ve Allah’ın rahmetine itiraz etmiş olur. “Sen neden bu nimetleri ona verdin?” dercesine. Bu bir çeşit kaderi ve Allah’ın rahmetini tenkiddir, (eleştirmedir.) Kaderi eleştiren başını örse vurur, kırar. Allah’ın rahmetine itiraz eden Allah’ın rahmetinden mahrum kalır.
 
(Şu halde sevmediğin birine verilen nimetten dolayı üzülmeyeceksin, onun başına gelen bir beladan dolayı da sevinmeyeceksin.)
 
Acaba bir gün dahi düşmanlığa ve hasede değmeyen bir şeye, bir sene kin beslemek, düşmanlık etmek hangi insafın, hangi bozulmamış vicdanın işi olabilir?[2]
 
Allah’ın kime ne vereceğini, neyin kimin hakkında hayırlı olacağını biz bilemeyiz.
 
Bediüzzaman’ın güzel sözlerinden biri de şu: “Her şey kader ile takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki rahat edesin.”[3]
 
Hz. Ali (ra) de: “Bazı nimetlere sahip olmamak en büyük nimettir.”, demiştir. Şükrü eda edilmeyen her nimet, nıkmettir, insanın başının belasıdır, faturası azap üzre azaptır.
 
HASEDİN (ÇEKEMEMEZLİĞİN) ÇARESİ
 
“De ki: Hased ettiği zaman hased edenin şerrinden Allah’a sığınırım!”[4]
 
Hasıd, her hangi bir nimetin başkasında olmasını istemeyen, Allah’ın taksimatına razı olmayan kişi demektir.[5]
 
Bu tür bir hased caiz değildir, haramdır. Başkasında olan nimetlerin kendisinde de olmasını istemekse caizdir. Onun için Hz. Peygamber (sav) buyurmuşlardır ki:
“Şu iki kişi dışında hiç kimseye hased (gıbta etmek) caiz değildir: Biri, Allah'ın kendisine verdiği ilimle, hikmetle hükmeden ve bunu başkasına öğreten ilim ve hikmet sahibi kimse, diğeri de Allah'ın kendisine verdiği malı Allah yolunda harcayan kimsedir.”[6]
 
Hased etmekten, hasede uğramaktan kurtulmanın yollarından biri, yukardaki dua ve benzeri dualarla Allah’ın korumasına sığınmaktır.
 
Hasetten, diğer bir ifade ile çekememezlikten kaynaklanan azaptan nefsi kurtarmanın ikinci yolu ve çaresi de şudur:
 
Hased eden adam, haset ettiği şeylerin akıbetini düşünsün. Ta anlasın ki, rakibinde olan dünyaya yönelik güzellik, kuvvet, mertebe, makam, rütbe, servet, şöhret fanidir, geçicidir. Faydası az, zahmeti çoktur.[7]
 
Hadis-i şerifte de buyurulmuştur ki: “Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, bakışını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin.”[8] Çevirsin de haline şükretsin.
 
Eğer rakibinde gördüğü meziyetler ahirete yönelik meziyetler ise, zaten onlarda haset olamaz. Eğer onlarda dahi haset yapsa, ya kendisi riyakardır; ahiret malını dünyada mahvetmek ister. Veyahut hased ettiği adamı riyakar zanneder, haksızlık eder.
 
Mü'min kardeşinden sana gelen bir fenalığı, bütün bütün ona verip onu mahkum edemezsin.” Etmemelisin.
 
-Neden?
 
-Şu sebeplerden:
 
1-Mümin kardeşinden sana gelen kötülükte kaderin onda bir hissesi, (payı) var. Bir hisseyi kadere verip, o kader ve kazanın hükmüne rıza göstermen gerekir.
 
2-Bir hisse de nefis ve şeytana ayırmalısın. Sana zarar veren mümin kardeşine düşmanlık etmek yerine, o kardeşin nefsine yenildiğinden, ona acıman ve pişmanlık duyacağını beklemen gerekir.
 
3-Kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu göreceksin, bir hisse de ona vereceksin. Hepten mümin kardeşini suçlu görmeyeceksin.
 
4-Bunlardan sonra geriye kalan küçük bir hisseye karşı, affetme yolunu tercih edeceksin.
 
Eğer kendini seviyorsan, hasmına düşmanlık beslemek ve ondan intikam almak gibi düşüncelerin kalbine girmesine yol verme. Eğer kalbine girmişse, onları eyleme dönüştürme.
 
Dünya, Hafız-ı Şirazi’nin dediği gibi fani ve geçici olduğundan üzerinde münakaşa edilecek kadar değerli bir meta değildir. Koca dünya böyle ise, dünyanın diğer cüz'i işleri bir kıymet ifade eder mi? Öyle ise iki cihanın rahat ve selametini istersen, dostlarına karşı vefalı ol, iyiliklerini unutma, insanca davran. Düşmanlarına karşı da barışçı bir dil, barışçı bir yol seç."[9]  
 
Sevgili Peygamberimizin şu sözü de kulaklara küpe olsun: 
"Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi: Aranızda selamı yaygınlaştırın."[10] ( Barışı hakim kılın.)
 
Soru:
 
"Ne yapayım, fıtratımda düşmanlık var, irademe hakim olamıyorum, üstelik damarıma dokundurmuşlar, içimdeki düşmanlığı kaldırıp atamıyorum?"
 
Cevap: Bunun da kolayı var:
 
1-Eğer sen, hasmına karşı haksız bir eyleme kalkışmazsan, yanlış bir davranışta bulunmazsan,
 
2-Gıybetiyle meşgul olmaz, arkadan onu çekiştirmezsen,
 
3-Kendine ait kusurunu da görürsen kalbinde var olan düşmanlık sana zarar vermez. Ondan sorumlu olmazsın.
 
Çünkü insanın kendi kusurunu görmesi, manevi bir nedamet, (bir pişmanlık)tır, gizli bir tevbe ve gizli bir istiğfar hükmündedir.”[11]
 
Zaten bu makale de bunun için, yani manevi istiğfarı sağlasın; haksız olan kişi, haksızlığı hak bilmesin, haklı olan hasmını haksızlıkla suçlamasın, teşhir etmesin, diye kaleme alınmıştır.[12]
 
Bu yazıyı kaleme alandan, siz sevgili takipçi kardeşlerimize kavuşturandan, okuyup ta gereğini yapanlardan, ahirete gitmeden birbirlerinden helallik isteyip barışanlardan, bu yazıyı her yere ulaştırıp Müslümanlar arasında barışa katkı sunanlardan Allah razı olsun.
 
 
[1] Ebu Davud, Edeb 52, (4903
[2] Bkz. Bediüzzaman, Mektubat, 22. Mektup, 253-254
[3] Hakikat Çekirdekleri
[4] Felak, 113/5
[5] Es-Sabuni, Muhammed Ali, Safve, 3/598
[6] Buhari, İlm,15; Fedailu'l-Kur'an, 20, Tevhid, 45; Müslim, Müsafirin, 266; Tirmizi, Birr, 24.
[7] Bkz. Bediüzzaman, Mektubat, (22. Mektup),256-257.
[8] Buhari, Rikak 30; Müslim, Zühd, 8; Tirmizi, Kıyamet, 59
[9] Bkz. Bediüzzaman, Mektubat, (22. Mektup),256-257
[10] Tirmizi, Sıfetü’l-Kıyame, 57 (2512)
[11] Bkz. Bediüzzaman, Mektubat, (22. Mek) 255
[12] Aynı yer, 255

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>