Dr. Vehbi Karakaş
İsra ve Miraç Mucizesi
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
Recep ayının 27. gecesi, Miraç Gecesidir. Bundan 1438 yıl önce Recep ayının yine böyle bir 27. gecesinde emsali görülmemiş bir olay yaşandı. Dünyada iken insanlık aleminden birine göklerin kapıları açıldı. O zat, en büyük ve son peygamber Hz. Muhammed’di. (s.a.v) Hz. Peygamber’in yaşadığı bu olay, Onun mucizelerinden biri olan İsra ve Mirac Mu’cizesi idi. İsra gece yürüyüşü, Miraç ise, göklere yükseliş anlamına geliyordu. Peygamberimizin Mekke’deki  “Mescid-i Haram’dan alınıp, Kudüs’deki Mescid-i Aksa’ya götürülmesine İSRA, oradan da adeta manevi bir asansörle göklere çıkarılmasına da MİRAÇ denildi.
 
Bu harikulade olayın bir naklen yani rivayet yoluyla, bir de aklen yani dirayet yoluyla izahı var. Biz önce sağlam rivayetlerden gelen İsra ve Miraçla ilgili bilgileri, sonra da bu meselenin akıl yoluyla izahını takdim etmeye çalışacağız. Hatip, vaiz, imam, öğretmen ve bütün Müslüman kardeşlerimizin bıkmadan, uzun demeden okuyacaklarına, bu faydalı malumatları çevrelerine taşıyacaklarına inanıyorum.
 
1-RİVAYET YOLUYLA MİRAÇ
   
Miraç Gecesi, Hicretten bir buçuk yıl önce Recep ayının yirmi yedinci gecesinde yaşanan ve Kur’an’da, adı geçmediği halde kendisinden bahsedilen mübarek bir gecedir. Bu geceden ve Peygamberimizin bu gecede gördüklerinden belli başlı iki surede kısa bilgiler verilmektedir. Bu iki sureden biri, İsra; diğeri de Necm suresidir. İsra suresinde:
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ:
"Her türlü noksanlıktan uzak olan  Allah’ın şanı ne yücedir!. Ki o Allah bir gece kulu (Hz. Muhammed Aleyhisselam’ı  Mekke’deki) Mescid-i Haram'dan alıp o etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya  götürdü. Biz, bunu Ona ayetlerimizden bazılarını gösterelim diye yaptık. Hakikat, O Semi'dir =her şeyi işitir; Basir’dir =her şeyi görür."[1] buyurulur.
 
Necm suresinde de:
 
“(Cebrail) kendi suretine girip doğruldu. O, o zaman en yüksek ufukta idi. Sonra yaklaştı yaklaştı yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu. Allah’ın kuluna vahy ettiği neyse onu vahy etti. Gözleriyle gördüğünü kalbi yalanlamadı. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisiyle tartışacak mısınız? Andolsun onu Sidretü’l-Münteha’nın yanında bir defa daha gördü. Ki Cennetü’l-Me’va onun yanındadır. Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. (Peygamber’in) gözü kaymadı ve aşmadı. Andolsun O, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.”[2] buyurulmuştur.
 
Şimdi biz, bu iki ayet-i celilenin ışığında önce İsra ve Mi’rac olayının nasıl cereyan ettiğini kaynaklarda geçtiği şekliyle arz edeceğiz, sonra farklı bir bakış açısıyla Mi’rac’ı ele alacağız. Daha sonra da mi’raç’la alakalı ilginç  sorulara makul cevaplar vererek imanların vesvese kirlerinden ve inkar hastalıklarından kurtulmasına yardımcı olacağız:
 
MİRAÇ GECESİ
 
Miraç gecesi, Peygamberimiz Mekke’de bulunduğu bir sırada[3] uyku ile uyanıklık arası bir halde iken [4]Cebrail (a.s.) gelmiş, Peygamberimizin kalbini açmış, zemzem ile yıkamış, beraberinde getirdiği altın bir tasın içindeki hikmet ve imanı Hz. Peygamber’in kalbine boşaltmış, sonra da üzerini kapatmıştır.[5]
 
Mirac Gecesi, Cennetten, Kainatın Efendisi sevgili Peygamberimize, katırdan küçük, merkepten büyük, şimşek gibi çakan, yıldırım gibi uçan, adımını gözün gördüğü en uzak noktaya atan bir ak Burak getirilmiş, Peygamberimiz ona bindirilmiş,[6] Beytü’l-Makdis’e götürülmüş,  Peygamberimiz, Burak’ı mescidin kapısına bağlamış, içeriye girmiş,[7] orada hazır bulduğu bütün peygamberlere imam olup iki rek’at namaz kıldırmış, bütün peygamberlerin varisi kılınmıştır.[8] 
 
İSLAM COĞRAFYASININ SINIRLARI
 
Böylece Peygamberimiz, bütün peygamberlerin, dinlerinin, davetlerinin, devletlerinin, ümmetlerinin ve topraklarının varisi olmuştur. Tevrat ve İncil gibi bütün kitapların mesajı Kur’an’da, Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s) gibi bütün peygamberlerin güzellikleri de Hz. Muhammed’de (s.a.v) toplanmıştır. Peygamberimiz, Hz. Musa’nın varisi olduğuna göre ona inanan Yahudilerin yaşadığı topraklar da Peygamberimizindir. Peygamberimiz, Hz. İsa’nın varisi olduğuna göre, ona inanan Hıristiyanların yaşadığı topraklar da Peygamberimizindir. İster inansınlar, ister inanmasınlar Peygamberimiz bütün insanlığın peygamberi olduğuna göre bu gün insanlığın yaşadığı topraklar Peygamberimizin tasarruf alanındadır. Peygamberimiz, bütün cinlerin, melek ve ruhanilerin peygamberi olduğuna göre, bunların yaşadığı alemler de, Peygamberimizin tasarrufundadır.
 
Mirac Gecesinde Peygamberimiz, fena alemini geçip beka alemine girmiştir. Dolayısıyla İslam coğrafyası dünyanın ve fizik aleminin tamamını içine almakla kalmıyor, beka alemini, öteler ötesini, hatta bütün bir kainati içine alıyor. “Allah’a kul olana, her şey hizmetkar olur, Allah’ın mülkü onun mülkü haline gelir.” Kaidesince Peygamberimiz, Allah’ın son peygamberi ve en kamil kuludur. Onun için bütün fizik ve metafizik coğrafya, onun mülkü olmuş, Onun tasarrufuna verilmiştir. Allah’ın da zaten bir sözü vardır: “Yere benim salih kullarım varis olacaktır.”[9] diye.
 
Bu gün, Mirac’la sınırları çizilen İslam coğrafyasının bir kısmında gayr-ı Müslimler yaşamaktadır. Bu durum onların Salih olduğuna değil, olsa olsa Müslümanların salahatlerini kaybettiklerine delil olur. Müslümanlar, İslam’ı hakkıyla yaşasaydılar, Peygamberleri Hz. Muhammed’e (s.a.v) layık olsa, Onun ahlakıyla ahlaklansaydılar arz ettiğim coğrafyanın tamamında yaşayan toplumların kahir ekseriyeti Müslüman olacaktı. Kur’an, Müslümanları her an yeniden iman etmeye, salih olmaya ve Hz. Muhammed’in (s.a.v) çizgisini bulmaya Ona layık bir ümmet olmaya davet ederken; ateistleri, gayr-i müslimleri, özellikle Yahudi ve Hıristiyanları da Müslüman olmaya çağırıyor. Umarım bütün insanlık Miraç’la gelen bu mesajı alır, “Arşa giden Astronot” da buluşur, umarım insanlık yeniden bir saadet asrını yaşar ve umarım Mescid-i Aksa, Ayasofya gibi garip ve boynu bükük mescitler hürriyetine, eski huzurlu ve nurlu günlerin kavuşur. Allah’ın rahmetinden bunu bekliyoruz ve bizi de salih kullarından eylemesini Ondan niyaz ediyoruz.    
 
Miraç Gecesi, Peygamberimiz, Mescid-i Aksa'dan Mi­raç ile, yani manevi bir asansörle yedi kat göklere çıkarılmış, her katta gezdirilip bir peygamberle görüştürülmüştür.[10]
 
Mi’rac Gecesi, Hz. Peygamber (s.a.v), göklere doğru yükselirken birinci katta Adem, ikinci katta İsa ve Yahya, üçüncüde Yusuf, dördüncüde İdris, beşincide Harun, altıncıda Musa, yedincide İbrahim’le (aleyhimüsselam) karşılaşmış, hepsi ile ayrı ayrı görüşmüş, merhabalaşmıştır.[11]
 
Miraç Gecesi, göğün yedinci katında Pey­gamberimiz, yerin Kabe'sini yapan Halil İbrahim’le (a.s.) karşılaşmış; O'nu, göğün Kabe'si olan Beyt-i Mamur'un kapısında bir kürsü üzerinde otururken görmüş; Beyt-i Mamur'un bir nevi meleklerin mescidi olduğuna, her gün oraya ibadet için 70 bin meleğin girdiğine, her girene de kıyamete kadar geri dönme sırası gelmediğine [12] şahid olmuştur.
 
Miraç Gecesi, yedinci katta Peygamberimizin kar­şısına "Cennetü'l-Me'va'nın gövdesi olan Sidre-i Münteha"[13] sahası açılmış; olacak şeylerin kaderini yazan Ka­lemin cızırtılarını işitmiş, cennetten getirilen yeşil bir Refref’e bindirilmiş, Cebrail’i asıl suretinde,[14] 600 kanadıyla birlikte görmüş,[15] Cebrail'in:
-"İşte bu Sidre-i Müntehadır, ben buradan bir par­mak ucu ileri geçecek olursam yanarım!"[16] demiştir.
 
Miraç Gecesi, Peygamberimiz, tabir caizse gövdeden öze doğru yol almış,  fena aleminden be­ka alemine girmiş, Sidre-i Münteha'dan Cennet'e götürülmüştür.
 
Miraç Gecesi, Peygamberimiz, Cennetin inciden yapılmış  köşklerini, misk kokulu topraklarını,[17] çağıl çağıl akan sudan, sütten, şaraptan, ve baldan ırmaklarını[18] görmüştür.
 
Miraç Gecesi, Peygamberimize insanların etini yiyen, arkasından çekiştirip gıybet eden ve insanların namus ve şerefiyle oynayan,[19] faiz yiyen, haramdan ve ahlaksızlıktan para kazanmayı meslek edinen cehennemliklerin korkunç halleri gösterilmiştir.[20]
 
Miraç gecesi, mü'minin miracı olan ve mü'mini Cennete götüren beş vakit namaz farz kılınmış, Bakara süresinin İslam akidesini tesbit eden ve mü'minlerin Mevla'ya nasıl yalvarmaları gerektiğini öğreten son ayetleri indirilmiş, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmetin­den Allah'ı inkar etmeyenlerin, O'na ortak koşmayanların bağışlanabilecekleri müjdesi verilmiştir.[21]
 
Miraç Gecesi, Kainatın Efendisi Hz. Muhammed (s.a.v.) uyanıkken hem ruhu ve hem de bedeniyle alemin ve insanlığın temsilcisi olarak fizik ve metafizik alemlerinde gezdirilmiştir.
Mirç Gecesi, Hz. Peygamber, olgunlaşma mertebelerinde yükseltilmiş, Allah’ın cemalini görmek ve sohbetine mazhar olmak­la şereflendirilmiş ve bir anda dönüp gelmiştir.
 
Bu gece sevenle sevilenin birbirine kavuştuğu vuslat gecesidir. Muhabbet gecesidir, marifet gecesidir, saadet gecesidir, 14 asır önce fezanın füzesiz feth edildiği gecedir- Onun için şair:
 
“Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not
Bizdedir ve bizdedir Arş'a giden astronot
Ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde,
Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.”
Demiştir.
 
2-DİRAYET YOLUYLA MİRAÇ
 
Buraya kadar miracı naklen yani rivayet yoluyla diğer bir ifade ile muteber kaynaklarımızda geçtiği şekliyle anlatmaya çalıştık. Bundan sonra da Miracı aklen yani dirayet yoluyla anlatmaya çalışacağız.
 
İsra Ayetinin Başında Geçen “Sübhan” Kelimesinin Anlamı:                                                         Allah’ın Şanı Ne Yücedir!”
 
Gerçekten O Allah ki, her türlü ayıptan, eksiklikten ve noksanlıktan uzak ve her türlü güzellikler ve mükemmelliklerle donanımlıdır. Gerçekten Allah’ın şanı ne yücedir ki şanına ve kudretine layık işler yapıyor.
 
Hz.Peygamber’in iğnesiz, kansız ve ağrısız ameliyat edilmesi akıldan uzak görülmemeli, herkesi hayrete ve hayranlığa götürmelidir. Çünkü bu işi yapan Allah, bırakın ameliyatı, her gün, her an elsiz, iğnesiz, dikişsiz, kansız ve ağrısız insan yapıyor, yaratıyor; hem de karanlık ve daracık bir alemde, anne rahminde.
 
Yönleri, yolları, yörüngeleri, hızları ayrı olan, rakamlara sığmayacak sayıda küreleri eviriyor, çeviriyor, düşürmeden, bir trafik kazasına meydan vermeden tutuyor, yürütüyor. Böyle bir kudretin sahibine sevdiği bir kulunu ağrısız ve kansız ameliyat ettirip Miraca alması ağır gelir mi?
 
Güneşe koyduğu çekme kanunuyla, pek ağır bir cisim olan dünyayı, Mevlevi gibi güneşin çevresinde gezdiren Şems-i Ezel, rahmetinin cazibesi ve muhabbetinin cezbesiyle bir kulunu araçsız ve aracısız cismiyle beraber Arş’a çıkaramaz mi?
Uçakta, on bin metre yükseklikte, bulutların üstünde uçarken arkadaşıma döndüm: Şu Allah’ın şefkatine, hikmetine ve kudretine bak! Okyanusu yukarıya kaldırmış, bulutlara yüklemiş,  eşit katrelere bölmüş, damla damla indiriyor. Ta ki kimse incinmesin. O bulutlardaki su ya birden başımızdan aşağıya düşüverseydi, halimiz ne olurdu? Bu iş yani okyanusu kaldırıp, bulutlara bindirip, sonra da damla damla indirme işi bize bırakılsaydı, insanoğlu nasıl bu işin üstesinden gelecekti? Hangi teknik ve teknoloji ile? Yüce Allah’ın sanat, kudret ve  icraatına bakın ki yaparken ve yaratırken ne alet, ne de edevat kullanıyor. Ne araç, ne de gerece ihtiyaç duyuyor. O’nun kullandığı bir tezgah var: O da Kaf ve Nun tezgahı. Yani O, bir şeyin olmasını istediği zaman “Kün=Ol” der ve, istediği şey oluverir.[22] Böyle bir kudretin sahibi, “bir kulunu araçsız-gereçsiz Arşa çıkarmış” denildiği zaman inanmakta zorlanan bir insana “akıllı adam” denilir mi?       
 
Mi’rac Gecesinde Hz. Peygamber’in Ameliyat Edilip Kalbinin Yıkanmasının Anlamı
 
Peygamberimizin, Mi’rac gecesinde uyku ile uyanıklık arası [23]bir halde iken  Cebrail adlı melek tarafından göğsünün açıldığını, kalbinin yıkandığını [24] biraz önce ifade etmiştik.  Allahu a’lem bunun anlamı şu olsa gerek:  Bu ameliyatıyla Cebrail (a.s), adeta Peygamberimizi uzay yolculuğuna hazırlamış fizik ve metafizik alemin ve biraz sonra gireceği beka aleminin şartlarına uygun hale getirmiştir.
 
Ayette Geçen “Abdihi=Kulunu” İfadesindeki İncelik Ve Güzellik
 
İsra ayetinde geçen “abdihi=kulunu” kelimesine de dikkatlerinizi çekmek isterim. Ne kadar sıcak, ne kadar sevgi dolu bir ifade. Allah’a kullukta sonsuz şeref ve saadet olduğundan dolayıdır ki Yüce Allah, başka isim ve ifadelere bedel,  “abd=kul” kelimesini seçmiş, onu da kendisine izafe ederek “kulunu” demiştir. Çünkü kendi katında ve İslamiyet’te en büyük makam Allah’a  kulluktur.
 
Onun için Mevlana: “Ben en büyük hürriyeti Allah’a kullukta buldum.” demiş, adeta bütün cihana duyururcasına haykırmış,
“Men bende şodem bendeşodem bendeşodem...
Men bende bihizmet serafkende şodem,
Her bende ki azad şeved şad şeved,
Men şad ez anem ki türa bende şodem.”
Yani “Ben kul oldum, kul oldum, kul oldum,
Ben sana hizmette büklüm büklüm oldum,
Köleler hürriyete kavuşunca sevinirler,
Ben sana kul olduğum için seviniyorum.”
 
Allah’a kul olan kullara kulluktan, nefse kulluktan ve bütün esaretlerden kurtulur ve etki alanına giren bütün köleleri ve esirleri özgürlüğüne kavuşturur. İşte Hz. Muhammed (s.a.v) böyle bir kuldu. Bütün dünyayı Allah’a kulluğa davet etti; icabet edenlere de kulluktaki sultanlığı ve gerçek hürriyeti armağan etti.
 
Mescid-İ Haram Ve Mescid-İ Aksa
 
Mescid-i Haram, Kabe-i Muazzama’nın etrafında olup Kabe’yi içine alan bu günkü tavaf sahasıdır. Bu sahaya Harem-i Şerif de denilir. Harem denilmesi, bu sahaya saygı göstermenin vacib olması sebebiyledir.[25] Ayette geçen Mescid-i Aksa ise, bazı karıştırıcıların dediği gibi “Mekke’nin en uzak köşesindeki bir mescid!” değildir. “En uzak mescid manasında bir tabir olup Kudüs’teki meşhur caminin adıdır. Beytü’l- Makdis de denir.”[26]
 
Yeryüzünde ilk defa Kabe, ondan sonra da Mescid-i Aksa yapılmıştır. Mescid-i Haram’dan yaya yürüyüşüyle bir aylık uzaklıktadır.[27]
 
Büyük bir alim ve titiz bir araştırmacı olan Muhammed Hamidullah, başta Buhari olmak üzere bir çok hadis kitabında geçen: “Bineklerinizi sadece şu üç mescid için harekete geçiriniz: 1- Mescid-i Haram (Mekke’de), 2- Benim Mescidim, (Medine’de), 3- Mescidü’l- Aksa.”[28] hadisine dayanarak son olarak ismi geçen mescidin, Kudüs’deki Mescidü’l- Aksa olduğunu söylemiştir.[29] Mescid-i Aksa’nın, göğün yedinci katındtaki “Beyt-i Mamur” olduğunu söyleyenler de vardır.[30]
 
Hz. Peygamber Miraca “Velayetiyle Gitmiş, Risaletiyle Dönmüş” Deniliyor Bunun Anlamı Nedir?                      
 
Cenab-ı Hak, yukarıda zikredilen ayette “Rasulünü ” demedi, “kulunu”,dedi. Bunun anlamı Allahu a’lem şu olabilir: Peygamberimiz Miraca peygamberlik unvanıyla gitmedi, kulluk unvanıyla ve kulluğundaki derin muhabbet ve velayetiyle gitti. Hz. Peygamber’in Allah’a öylesine derin sevgi ve dostluğu vardı ki Onun bu sevgi ve dostluğu Onu peygamberlik makamına itmiş, Onun velayeti, risaletine mebde' olmuştur.[31]
 
Mi'rac, Hz. Peygamber’in velayetinin en büyük kerameti ve en yüce mertebesi olduğundan, velayeti risalete yani dostluğu peygamberlik mertebesine dönüşmüştür. Mi'racın içi, velayettir(dostluk); halktan Hakka gitmiş; dışı, risalettir (peygamberlik), Haktan halka gelmiştir.  Peygamberimizin Allah’a öylesine muhabbeti, velayeti=dostluğu, ve sevdası vardı ki, Onun o dostluğu ve sevdası 0nu yüceler yücesine atmış, hakiki ve Ezeli Sevgilisine kavuşturmuştu. İşte bunun için Peygamberimiz halktan Hakk’a giderken velayetiyle gitmiş, halkın ebedi hayat ve Allah’a kavuşma arzusunu Hakk’a takdim etmiş,. Hak’dan halka gelirken de risaletiyle gelmiş, Hakk’ın halka mesajını, talimatını ve hediyelerini getirmiştir.  İşte “velayetiyle gitmiş, risaletiyle dönmüş.” [32]cümlesinin bize göre bir izahı da bu olsa gerek. Doğruyu en iyi bilen Allah’dır.
 
 
Beyt-İ Ma’mur
 
Beyt-i Ma’mur, bakımlı, cemaatinin çokluğu ile canlı, neşeli, yedinci kat gökte bulunan, yerdeki Kabe’ye tekabül eden, meleklerin gökte Kabesi sayılan, her gün 70 bin meleğin girdiği, girenin bir daha çıkmadığı mesciddir. Beyt-i Ma’mur’dan sonra Sidre-i Münteha gelir.[33]
 
Sidre-İ Münteha Ve Refref
 
Sidre-i Münteha, Cebrail’in (a.s), Peygamberimize  asıl şekliyle göründüğü, inciden yapılmış köşkleri ve misk kokulu topraklarıyla Cennetinü’l-Me’va’nın gövdesi olan ve ilahi nurlarla aydınlanmış bulunan ışıl ışıl bir alemdir.
 
Cennetü’l- Me’va, melekler, şehitler ve müttekilerin ruhlarının barındığı yerdir. Sidre, Arş-ı A’la’nın altındadır. Cebrail (a.s) bir müddet daha Sidre-i Münteha’da Peygamberimize arkadaşlık eder. Nihayet kaza ve kaderi yazan kalemlerin cızırtılarını işitecek noktaya gelirler. Tam bu sırada Cennetten yemyeşil bir Refref (ipek döşek, bir çeşit araç) getirilir. Hz. Peygamber onun üzerine oturur. Melek Cebrail, Peygamberimize İlahi  Huzur’un Eşiğine (Kürsi) varıncaya kadar yolu tarif eder, bundan sonrası için eşlik edemeyeceğini de: “Şayet ben bu sınırın ötesine geçecek olursam ilahi bir tecelli ile yanarım. Ancak sen bir davetlisin, ilerle.!”[34] diyerek mazeretini ortaya koyar. Çünkü burası, imkan aleminin, yaratıklar aleminin son noktasıdır. Bundan sonrası vücub alemidir. Allah’ın gayb alemidir. Peygamberimizden başka hiç kimseye nasip olmamıştır. Bu noktayı Süleyman Çelebi şöyle mısralaştırır:
 
“Yürü kim meydan senindir bu gece
Sohbeti sultan senindir bu gece
Ermedi evvel gelen bu devlete
Kimse layık olmadı bu rif’ate!” 
 
Bunu günümüz Türkçesiyle şöyle de ifade edebiliriz:
 
Yürü ki meydan senindir bu gece,
Allah’la sohbet senindir bu gece
Ermedi önce gelen bu devlete,
Kimse layık olmadı bu yüceliğe.
 
Burdan itibaren Hz. Peygamber “Kudsiyet Alanı” içine giriverir; işte burada Kur’an-i Kerime göre[35] aralarında iki yay veya daha az bir mesafe kalmıştır.
 
Hz.Peygamber, Allah’a selamını şu ifadelerle takdim eder:
 
“et-Tahiyyatü lillahi v’es-Salavatü v’et-Tayyibatü”
 
Anlamı şu idi: Kudsi, saf ve gönülden selamlar Allah’a aittir.[36] Peygamberlerin ve velilerin selamları, övgüleri, hamd ve şükürleri, canlı-cansız bütün varlıkların maharetleri, hünerleri, hikmetleri, hareketleri,  övgüleri, şükürleri ve teşekkürleri, hürmet ve muhabbetleri sana layıktır, sana mahsustur. Çünkü eşya denilen tenteneli perdenin arkasında Sen varsın. Eşyayı yaratan, yöneten, yürüten ve çalıştıran Sensin.[37]
 
Allah Teala buna şöyle cevap verir:
“es-Selamu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetullahi ve berekatühü.”
 
Ey Peygamber! Selam sana! Allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun.
Peygamberimiz ümmetini düşünerek şöyle bir karşılık verdi:
 
“es-Selamu aleyna ve ala ibadillahissalihin”
 
Bizlere de ve Allah’ın iyi işler yapan salih kullarına da selam olsun.[38]
Peygamberimizin büyüklüğünü, ümmetine olan düşkünlüğünü görüyor musunuz? Herkesin, her şeyi unutacağı bir makamda ümmetini düşünüyor.
 
Yunus da buna dikkat çekmek için şöyle döktürmüştür:
 
“Yedi kat gökleri seyran eyleyen
Kürsünün üstünde cevlan eyleyen
Mirac’da Hak’tan ümmetini dileyen
Adı güzel Kendi güzel Muhammed”
 
Peygamberimizin, dünyaya gelirken de “ümmeti ümmeti” dediğini, ömür boyu ümmetinin saadet ve selameti için görülmemiş eze ve cefalara göğüs gerdiğini, ahirette de ümmetinin kurtuluşu Allah’ın lütfettiği imkanları kullanacağını kaynaklar ifade etmektedir.
 
Her zaman ve her yerde ümmetini düşünen o şanlı ve sevgili Peygamberimizi acaba ümmeti olan bizler ne kadar düşünüyoruz? Günde kaç defa hatırlıyor, kaç defa salat ve selam gönderiyoruz? Onun davası gerçekleşsin diye, onun ilmi, irfanı, güzel ahlakı ve takvası herkes tarafından bilinsin, paylaşılsın ve yaşansın, bütün insanlık huzur ve adalete kavuşsun diye malımızla ve canımızla hangi fedakarlıklara katlanıyoruz? Hz. Peygamber’in emanet ettiği Kur’an- Kerimi öğrenmek ve yaşamak için ne kadar zaman ayırıyor, bu uğurda hizmet edenlere ne kadar destek veriyoruz?  Derim ki Miraç Gecesini, biraz da bunları düşünmeye vesile edelim.
 
Mi’rac’ın Teselli Ve İkram Boyutu
 
Mirac, Peygamberimizin velayetinin kerameti, risaletinin mücizesi, aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın Habibine bir ikramı ve tesellisidir. Peygamberimiz Allah’ın kelimesini yüceltme yani Lailaheillallah Muhammedürresulullah ifadesini kabul ettirme uğruna çekmediği cefa, görmediği eza kalmamıştı. Bu yüzden inananları, Habeşistan’a hicret etmek mecburiyetinde kalmışlardı, sosyal boykota mahkum edilmişlerdi, bunlardan başka bir de tutunduğu dallar birer birer kırılmış, vefalı hanımı Hatice’sini ve hiçbir zaman himayesini eksiltmeyen Ebu Talib amcasını kaybetmişti. Nihayet en sonuncu imkan, Taif’te bulunan uzak akrabaları yanında sığınılacak bir yer aramak olmuştu.
 
Ne yazık ki orada da aradığını bulamamış, üstelik taşlanmış, eziyet görmüş, ayakları kan içinde kalmıştı. Bütün bunlara rağmen O Şanlı Nebi’nin, Allah’a olan imanı, tevekkül ve teslimiyeti artmış; itimat ve güveni kuvvet kazanmıştı.
 
İşte tam bu sıralarda Yüce Allah, büyük Mirac mu’cizesi ile Habib-i Edib’ini teselli etmiş, hiç kimsenin nail olamadığı bir mükafata layık görmüş, çekip yüksekliğin göğüne veya göklerin yüksekliğine  almış ve huzuruna kabul etmek gibi bir şerefle şereflendirmişti.[39]
 
Bu öyle bir şerefti ki, Mahzen-i Esrar sahibi Nizami’nin engin ve renkli ifadeleri içinde, “Yıldızlar, yolunda kaldırım taşları gibi dizilmiş, melekler kendisine teşrifatçılık yapmış, yarım ay atının ayakları altında bir nal gibi kalmış, güneş O’nun ışık kaynağına sığınmıştı!”
 
Mi’rac’ın İmtihan Boyutu
 
Mi’rac olayı ile insanlık, imtihan içinde imtihana tabi tutulmuştur. Yüce Allah imanda samimi olanlarla samimi olmayanları, doğrularla yalancıları belirlemiştir. Bu manayı Cenab-ı Hak şöyle ifade etmektedir: “Bizim sana gösterdiğimiz “Rü’ya” yı ancak insanları imtihan için meydana getirdik.”[40] Buradaki “rü’ya”dan maksad, otoritelere göre Mirac’dır. Bu da uykuda değil, uyanık yaşanmış ve görülmüştür.[41] Bu olaydan önce mü’min oldukları halde “böyle şey olur mu?” diyenler ve olayı akıllarına sığıştıramayanlar imtihanı kaybetmişler, imandan ve dinden çıkmışlardır,
“Bunu Hz.Muhammed (s.a.v) söylüyorsa doğrudur, çünkü O hayatında asla yalan söylememiştir!.” Diyenler de imtihanı kazanmış imanda sadık ve sıddik olduklarını isbat etmişlerdir. Sıddık, hiç şüphe etmeden kabul eden, gönülden inanan ve dosdoğru olan anlamlarına gelir. Bu lakap, Hz.Ebubekir’in (r.a) lakabıdır. Mi’rac olayını terddütsüz kabul etmesi üzerine bu lakapla anılmaya başlamıştır.
Zaten mü’min olmanın gereği de budur. Akıllılık da bunu gerektirir. Çünkü olayı yaşayan, dost ve düşman tarafından güvenilirliği ile tanınmış ve kabul edilmiş bir peygamber, olayı yaşatan da kudreti sonsuz Allah’dır; Onun kudretine ne ağır gelmiştir ki, Sevgili kulunu bir anda göklere çıkarıp, beka alemini gezdirip, tekrar bulunduğu yere getirmesi ağır gelsin?
 
Not: Miraç hakkında ilginç sorular ve cevapları çok uzun olacak endişesiyle yayınlayamıyoruz. Onları çıkacak olan kitabımıza bırakıyoruz. Selam ve sevgilerimizle.
 
[1] İsra, 17/1
[2] Necm, 53/ 6-18
[3] Buhari, Salat, I
[4] Müslim, İman,264
[5] Buhari, Salat,I; Hacc,76
[6] Müslim, İman, 264
[7] Müslim, İman,264

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>