Dr. Vehbi Karakaş
Fatiha suresi ve Halkla ilişkiler
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
Sabah namazını kılarken beynimde şimşekler çaktı. Bir an aklım ve kainatım aydınlandı. Sevincime, hazzıma ve huzuruma diyecek yoktu. Dilim, الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ  “Elhamdülillahi Rabbilalemin= Bütün övgüler Alemlerin Rabbine mahsustur.”[1] derken, aklım da nefsime şunları söyledi:
 
“Dikkat et, şu anda sen, sadece seni değil; alemleri terbiye eden Zat’ın huzurundasın. Yani senin Rabbin, aynı zamanda görünen ve görünmeyen bütün varlıkların Rabbidir. Bütün varlıklar bir tek Allah’ın eseri ve ayeti olduğuna göre, öyleyse Allah’ın düşmanları hariç, bütün varlıklar ve sen kardeşsiniz. Aynı zamanda bütün varlıklar zikir ve ibadette senin arkadaşındır. Kainatta görünen çok sıkı yardımlaşmanın sebebi de budur. Allah olmasaydı, kainat olmayacaktı. İki Allah olsaydı, kainatta bu birlik, bu intizam, bu yardımlaşma ve bu dayanışma olmayacaktı. Kainatın varlığı, Allah’ın varlığının, kainattaki kusursuz düzen de Allah’ın birliğinin delilidir.
 
Yine aklım bana dedi ki: Sen alemlerin Rabbinin kulu olma şeref ve nimetine layık görülmüşsün, Allah’a muhatap olmuşsun. Öyleyse bu nimeti teşekkürsüz bırakamazsın. Namaz ve diğer ibadetler bu nimetin teşekkürüdür. Namazla sen, ibadetini, duanı ve dilekçeni Allah’a sunarken, hem kendine, hem de kardeş ve arkadaşlarına, yani kainattaki diğer varlıklara Allah’dan yardım isteyeceksin, istemektesin. İsteyeceksin ki Allah’ın yardımı devam etsin, kainat yerinde dursun, intizamla yürüsün, devam ve bekasını korusun. İşte Fatiha’daki: إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım isteriz.”[2] ayetin manası budur. İşte kainat senin bu imanın, bu namazın ve bu duan hürmetine ayakta durmakta, varlığını sürdürmektedir. Kainat da bu yüzden sana büyük bir aşkla hizmet etmektedir.
 
Madem Allah alemlerin Rabbidir, madem her şeyi yaratan, yöneten ve yürüten, yediren, içiren, büyüten Odur, öyleyse alemler sayısınca takdire, hamde ve övgüye de ancak o layıktır. Bu işi kim yapıyorsa elbette bütün hamd ve övgü de onun hakkı olacaktır.
 
 الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
 
مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ
 
O alemleri terbiye eden Allah Rahmandır, Rahimdir.[3] Merhameti sonsuzdur. Aynı zamanda kıyamet gününün, ceza gününün yegane hakimidir.[4] Bu iki ayet, Allah’ın eğitimindeki metoda dikkat çekmektedir. Allah’ın eğitiminde hem şefkat vardır, hem de şefkatten anlamayanlara, merhametini su-i istimal edenlere de ceza vardır. Dolayısıyla sen Fatiha’da ki
 
 الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
 
Ayetini söylerken o Allah’ın sonsuz merhamet sahibi olduğunu düşüneceksin, şevkle, ümitle dolacaksın.
 
مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ
 
ayetini söylerken de Allah’ın cezasını hatırlayacaksın, korkundan yine Ona kaçacaksın, Onun sonsuz rahmetine sığınacaksın.
 
Allah Teala, alemlerin sayısınca övülmeye layıktır. Çünkü O, her an övülmeye layık işler yapmaktadır. İnsana gelince, o da her an Allah Teala’yı övmeye layıktır. Çünkü Allah’ın her an devam eden en önemli, en kıymetli nimetleri insana, insanın sofrasına akıp gelmektedir.
 
Tesbihatta 33 defa “Elhamdülillah” demekle ve tekrar eden namazlarımızla güya biz, “Allahım! Senin tekrar eden nimetlerine, tekrar tekrar hamd etmek istiyoruz,” diyoruz ama ne mümkün! Sayısız tekrar eden nimetin yanında 33 tekrarın sözü mü olur? Her an tekrar eden nimete karşılık hiç 33’ler, 24 saatte beş vakit namaz yeterli olabilir mi?
 
Layıkıyla karşılık veremediğimiz açık. Çünkü biz, namaz kılıyoruz, tesbihlerimizi çekiyoruz, yoruluyoruz, duruyoruz. Allah’ın tebrik, takdir ve hamde layık nimetleri hiç durmuyor, hep devam ediyor. Buradan da anlıyoruz ki, Allah’ın hakkını ödemek mümkün değildir.
 
Kainat çapındaki hamdini takdim eden Hz. Peygamber (sav) bile bu konuda çaresiz kalmıştır. Biz bu hususu Aişe validemizin şu rivayetinden anlıyoruz: Bir gece Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in yanımda olmadığını fark ettim, onu karanlıkta el yordamıyla aramaya koyuldum. Elim ayaklarına dokundu. Rukuda mı, yahut secdede mi idi bilmiyorum. Şöyle diyordu:
اَللّـٰهُمَّ  إِنِّي
 
أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ، لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلىٰ نَفْسِكَ
 
“Allah’ım! Senin gazabından rızana, azabından affına sığınırım. Ben Senden Sana sığınırım. Ben Seni layık olduğun şekilde medh ü sena edemiyorum. Sen kendini nasıl medh ü sena etmişsen öylesin.”[5]
 
Biz de bunları bildiğimizdendir ki ayıp ve kusurumuzun altında eziliyor, büyük bir mahcubiyet içinde her namaz farzının arkasından tekrar tekrar estağfirullah estağfirullah estağfirullah diyoruz. “Sana layık olan namazı kılamadım, Senin hakkın olan Hamdi, şükrü, tesbihi, tahmidi, tekbiri ve takdiri Sana takdim edemedim; beni bağışla ya Rabbi!” diyerek çaresizliğimizi ilan ediyor, affımızı istiyoruz. Peygamberimizin günde yetmiş kere, yüz kere tevbe ve istiğfarda bulunmasının[6] sırrını da böylece anlamış oluyoruz.
 
Kendini dahi yönetemeyecek kadar kemali, cemali, marifet ve hüneri olmayan insanlar, kalkıyor, karşısındakilerden hak etmediği övgüyü bekliyor. Böylelerini, sınırsız hamde layık olan Allah kınıyor ve böyle kimselerin yani yaptıklarıyla şımaranların, yapmadıklarıyla övülmek isteyenlerin çok acıklı bir azaba çarpılacaklarını haber veriyor.[7] adeta şöyle diyor:
 
Ey insan yaptığın iyi işlerle gururlanma. Onları sana Allah yaptırdı. Onun verdiği imkan ve kudretle yaptın yaptıklarını. Yapmadıklarınla da övülmeyi bekleme. Bu git gide seni zulme götürür, despot, zorba bir zalim yapar. Mazlumların sahibi Allah da tutar, seni cehenneme atar. 
 
الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
 
Ayetinin[8] dürbününden baktım. Baktım ki Allah, sadece beni değil; aynı zamanda benim muhtaç olduğum her şeyi terbiye ediyor, olgunlaştırıyor, emrime veriyor veya soframa gönderiyor. Nasıl hayret etmeyecek ve hayran olmayacaksın ve nasıl aşkla, şevkle hamd etmeyip nankörlük edeceksin? Sen Allah’ın nankörler ve zalimler için söylediği:
1-“Şüphesiz insan çok zalim ve çok nankördür”[9]
2-“Kahrolası insan ne kadar nankördür o!”[10]
3-“Ey insan! İkramı ve nimeti bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?”[11]hitabına nasıl dayanacaksın?
 
Allah, nimetlerini sayarken gökten yağmuru indirdiğini, yerden türlü türlü ürünleri çıkardığını, dikkatlerimize sunduktan sonra bunlardan bir kısmı size, bir kısmı hayvanlarınıza[12] diyerek beni düşündüğü gibi, benim atımı, öküzümü, ineğimi koyunumu ve tavuğumu da düşünmüştür.
 
Görüyorum ki bana hazırladığı şu sarayda ilgilenmediği, bakımını yapmadığı, ihtiyacını karşılamadığı hiçbir şey yoktur. Havanın, güneşin, denizlerin, toprağın bütün bir kainatın her an bakımını yapıyor. Bakımı yapılmasaydı bu kadar güzel, temiz ve mükemmel bir kainat bulmak mümkün olur muydu? Bir evin, bir fabrikanın, bir havuzun bakımı yapılmazsa o evin, o fabrikanın ve o havuzun hali ne olur?
 
İçimden gelerek diyorum: Kul olunca işte böyle bir Padişah’a kul olacaksın. Hayran ve aşık olunca işte böyle bir Sevgiliye aşık ve hayran olacaksın. Kurban olunca işte böyle her şeyi sana kurban eden dosta, kurban olacaksın. O padişah, o sevgili ve o dost Allah’tır.
 
Bu duygu ve düşüncelerle ikinci rekata kalktım. Tam bir sevinçle, büyük bir iştiyakla Elhamdulillahi Rabbilalemin, dedim ve diyorum. Ebediyyen demeye de devam edeceğim. Her zaman Onun kulu olduğumu ilan edeceğim.
 
Aklımla kainatı kuşattım, her şeyi aklımın ortasına koydum ve her şey adına
 
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “İyyake Nabudu ve iyyake Nestain.” yani “Ey alemlerin Rabbi ve benim Rabbim! Ey Rahman ve Rahim, Ey ceza ve mükafat gününün yegane hakimi! Sadece Sana ibadet ediyor ve yalnız Senden yardım istiyoruz.”[13] dedim.  Bütün kainatla beraber namaz kıldığımı veya namazımla onların namazına iştirak ettiğimi fark ettim. Sadece kendime değil, Adem (a.s) dan kıyamete kadar gelecek olan bütün mümin kardeşlerime, aileme, dine hizmetteki arkadaşlarıma, kırdıklarıma, kırıldıklarıma, hatta bitkilere, hayvanlara, cansız varlıklara, ahlaklılara, hatta ahlaksızlara, hatta kafirlere, kısaca bütün bir kainata dua ettiğimi fark ettim, beni her şeye, her şeyi bana dua ettirene bir kere daha hayran oldum. Fatiha suresinin halkla ilişkileri ne kadar güzel tanzim ettiğine şaştım kaldım.
 
Fatiha’nin اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ “İhdinassıratalmüstekim=Bizi dosdoğru yola ilet”[14] ayetiyle de Müminlerin nimet ve iyiliklerinin artmasına, kafirlerin ve ahlaksızların hidayete kavuşmasına ve ahlaklı olmalarına dua ettiğimi anladım.
 
Bu namazımda bir şeyi daha anladım: Cenab-ı Hak’la ilişkisi güzel olanın halkla ilişkisinin de güzel olacağını, namaz kılan müminin diğergam olduğunu, kendinden başka her şeyi ve herkesi düşündüğünü, herkese Allah’tan yardım ve hidayet istediğini, kılmayanın ve inanmayanın kimseyi düşünmediğini veya düşünemeyeceğini.
 
Düşündüm… Yokluktan kurtulup varlık alemine çıktığıma, taş olmaktan kurtulup canlı olduğuma, hayvan olmaktan kurtulup insan olduğuma, gayr-i müslim insan olmaktan kurtulup Müslüman insan olduğuma, namazsız ve zararlı Müslüman olmaktan kurtulup namazlı ve zararsız bir Müslüman haline geldiğime, cahil bir Müslüman olmaktan kurtulup haddini bilen, Allah’a ihtiyacını hisseden bir Müslüman olduğuma hamd ettim. En mükemmel halkla ilişkiler kitabı olan Kur’an’a talebe, en mükemmel halkla ilişkiler uzmanı olan Peygamberimize ümmet ve bu yüksek hakikatlere muhatap bir fert olduğuma şükrettim.
 
صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ
 
Ayetini okurken de Allah’ın nimetlendirdiği kimselerin yolunda ve kafilesi içinde olduğuma, azıp sapanların, Allah’ın azabına ve gazabına çarpılanların[15] yolunda olmadığıma şükrettim.
 
Yüzü kızarmadan günah işleyecek ve haramları savunacak kadar edepten ve hayadan yoksun insanlardan biri de ben olabilirdim. Eli silahlı bir eşkıya, canlı bomba haline gelmiş bir terörist; alkol alan, trafiğe çıkan bir canı, aldatan bir dolandırıcı, aldatan bir eş, sahtekar bir tüccar, hain bir arkadaş, inkarcı bir mülhid, dinsiz bir insan, ikiyüzlü bir münafık da ben olabilirdim. Böyle olmadığım için Elhamdulillahi Rabbilalemin, dedim.
 
Beden temizliğini, elbise temizliğini ve mekan temizliğini belleten, diş fırçasını ve tuvalet adabını yedinci asırda keşfederek insanlığa öğreten bir Peygamber’le, bir dinle en büyük insaniyet olan İslamiyet’le tanışmamış biri de ben olabilirdim. Böyle olmadığım için Elhamdulillahı Rabbilalemin, dedim. 
 
Yaptığı bir yanlıştan dolayı bin ah çeken, vicdan azabıyla kavrulan, kırdıklarına barış elini uzatan, kırıldıklarını affeden, herkesin iyiliğini düşünen, yaratılmışı Yaradan’dan ötürü seven, herkesi yahşi, kendini yaman gören, herkesi buğday kendini saman bilen bir Müslüman etmesi için Alemlerin Rabbine yalvardım. Sabah namazının bu bereketli esintileriyle beni baş başa bırakan, huzuruna kabul eden Alemlerin Rabbine alemlerin hamdini takdim ettim.
 
Sonsuz hamdolsun bu şuuru ikram eden Rabbime, sonsuz salat ve selam olsun bu şuuru kazanmamıza vesile olan Alemlerin Rahmetine, hürmet ve muhabbet olsun bu bilinci işleyen Peygamber Varisi Üstad’a, teşekkürler olsun bu dersi alan, almak için yola çıkan ve paylaşan kardeşlere, arkadaşlara.
 
[1] Fatiha, 1 / 2
[2] Fatiha, 1 / 5
[3] Fatiha, 1/3
[4] Fatiha, 1/4
[5] Müslim, Salat 222; Ebu Davud, Salat 148; Nesai, Tatbik 71
[6] Bkz. Buhari, Daavat, 3;
[7] Bkz. Al-i İmran, 3 / 188
[8] Fatiha, 1 / 2
[9] Bkz. İbrahim, 14/34
[10] Abese, 80 / 17
[11] İnfitar, 82 / 6
[12] Bkz Abese, 80/24-32
[13] Fatiha, 1/5
[14] Fatiha, 1/6
[15] Bkz. Fatiha, 1 / 7
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>