Dr. Vehbi Karakaş
Bakara Suresindeki 3 Zümrenin Özellikleri
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
BAKARA SURESİNDEKİ ÜÇ ZÜMRENİN ÖZELLİKLERİ
 
A-MÜ’MİNLERİN ÖZELLİKLERİ
 
1-Müttekidir 0nlar. Yani Allah’ın yasaklarından uzak dururlar, emirlerini yerine getirirler. Farzları işler, günahlardan kaçınırlar.
 
2-Öldükten sonra diriliş, cennet-cehennem gibi gözleriyle görmedikleri Allah’ın ve Peygamberin haber verdiği hakikatlere yürekten inanırlar.
 
3-Namazlarını dosdoğru kılarlar.
 
4-Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan, ilimden, fikirden, imkanlardan muhtaçlara harcarlar. Sağlığın, malın, ilmin, fikrin zekatını verirler.
 
5-Peygamberlere indirilmiş kitaplara, verilmiş sayfalara inanırlar.
 
6-Ahiretin varlığına tereddütsüz iman ederler.
 
7-Doğru yoldadır onlar ve kurtuluşa ermişlerdir.[1]
 
B-KAFİRLERİN ÖZELLİKLERİ
 
1-Müminlerin inandıklarının hiçbirine inanmazlar.
 
2-Kalplerine mühür vurulmuştur. Oraya imanın nuru girmez, oradan küfrün karanlığı da çıkmaz.
 
3-Gözleri vardır, görmezler. Kulakları vardır işitmezler. Çünkü onların gözlerinde ve kulaklarında perde vardır. Görmek, duymak istemezler. Onların kalplerini mühürleyan, gözlerine ve kulaklarına perdeyi çeken Allah’tır,[2] ama suç Allah’ın değil, kafirlerindir. Çünkü tercihlerini ve iradelerini inkardan yana kullanmışlardır.
 
4-Bunlar için ardı-arkası kesilmeyen şiddetli bir azap vardır.[3]
 
C-MÜNAFIKLARIN ÖZELLİKLERİ
 
1-Allah’a ve ahiret gününe inandık derler; halbuki inanmamışlardır.
 
2-Bu halleriyle Allah’ı ve müminleri aldattıklarını zannederler. Halbuki sadece kendilerini aldatırlar.
 
3-Kalplerinde nifak hastalığı vardır.
 
4-Müfsittirler, bozguncudurlar, ama kendilerinin ıslah edici, yapıcı olduklarını söylerler.
 
5-İnananları cahil ve hafif akıllı görürler.
 
6-İnanan müminlerle bir araya geldiklerinde “inandık” derler; şeytanlarının yanlarına döndüklerinde de: “biz sizinle beraberiz, biz inandık, demekle müminlerle alay etmekteyiz.” derler. İki yüzlüdürler.
 
7-Gerek açıktan küfrü tercih eden kafirler ve gerekse gizli kafir olan münafıklar, zararlı bir alış-veriş yapmışlardır. İmanı vermiş inkarı, cenneti vermiş, cehennemi satın almışlar, menzili maksuda erememişlerdir.[4]
 
TEFSİRLE HATİMDEN HAKİKATLER (5)
 
KÖTÜLÜĞÜNÜ İYİLİK GÖRENLER, TAHRİBİNİ TAMİR SANANLAR
 
Bakara suresinde münafıkları anlatan ayetlerin birinde şu bilgi verilmektedir:
 
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
 
“Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, bozgunculuk yapmayın, denildiği zaman onlar: Biz ancak ve ancak onarıcı ve düzelticiyiz, derler.”[5]
 
Bu ayetin tefsirini yapan müfessirlerden Beyzavi, ayeti şöyle yorumlamıştır:
 
Münafıklar, kalplerindeki nifak hastalığından dolayı tahribi tamir, bozmayı yapma suretinde görmüşler, yaptıkları kötülükleri, iyilik sanmışlardır. Çünkü amelleri kendilerine süslendirilmiş onların.
 
Böyleleri hakkında Allah şöyle buyurmaktadır: اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَناًۜ  = “Hiç kötü ameli kendisine süslenip te onu güzel gören kimse, (hakkı hak ve batılı batıl gören gibi olur mu?”[6]
 
Bu ayet, herkesi titretmelidir. Hiç kimse, tartışılmaya müsait konularda en doğru görüş, en doğru iş, benimkisidir, dememelidir. Çünkü şeytanlar, bazen dost ve arkadaşlarının kulaklarına üflerler: Senin gibi ileri görüşlü biri yok, sen ne yaparsan o doğrudur, derler. Onlara hakkı batıl, batılı da hak gösterirler. Şeytanın bu üflemelerine yenik düşenler de zannederler ki, güzel olan kendi işleri ve kendi düşünceleridir. Bu hususta mümini, münafıktan ayıran nokta şudur: Mümin, bu tip düşüncelerin şeytanın birer vesvesesi ve dürtüsü olduğunu bilir, nefsinin avukatlığını yapmaz, istişareye ihtiyaç duyar, kendisinin de yanılabileceğini kabul eder, doğruyu bulmak için başka düşüncelere saygı duyar, yardım alır.
 
Allah da bunun için, yani insan, yanlışlar tuzağına düşmesin, haksız görüşünü ve işini haklı ve doğru sanıp başkalarını incitmesin, başkalarının elindeki haklı görüş ve icraattan mahrum kalmasın diye istişareyi emretmiştir.[7]
 
PEYGAMBERİMİZİN RAHMETİ VE MÜNAFIKLAR
 
Peygamberimiz, müminlere rahmettir. Çünkü onların hidayetine, hakkı ve doğru yolu bulmalarına vesile olmuştur.
 
Kafirlere rahmettir. Çünkü Peygamberimiz hürmetine Allah, kafirlerin cezalarını ahirete bırakmıştır.
 
Münafıklara rahmettir. Çünkü onlardan çok eziyet gördüğü ve onları da isim isim bildiği halde öldürülmelerine izin vermemiştir. Bunun sebebini de şöyle açıklamıştır:
 
-Eğer ben onları öldürürsem, İnsanlar der ki, Muhammed, ashabını öldürüyor. Böyle bir kanaatin kimselerde uyanmasını istemem!”[8]
 
Münafıklar, her ne kadar içten kafir idiyseler de, dıştan Müslüman görünüyorlardı ve onların görünüşte ashaptan farkları yoktu.
 
Buradan bir ölçü daha çıkarmamız gerekiyor. Peygamberimiz, münafıkların kimler olduğunu bildiği halde, onlara kafir ve münafık demezken ve zarar vermezken; biz, nasıl olur da bilmeden birilerine münafık ve kafir damgasını vurup onları maddeten ve manen öldürmeye kalkarız?  
 
Demek her önümüze gelene kafir veya münafık deme hakkımız ve salahiyetimiz yok. Aksi halde karşımızdakilerde kafirlik ve münafıklık yoksa bu sıfatlar söyleyene döner. Allah, bizi yanılmaktan ve yanıltmaktan korusun.
 
ÇOK ENTERESAN BİR OLAY
 
Usame b. Zeyd anlatıyor:
 
“Allah’ın Resulu (sav) bizi bazı kabilelere gönderdi. Onlar da bizim gelişimizi duyunca kaçtılar. Ben bu grubun içinden birisine yetiştim. Adam, “La ilahe illallah” deyiverdi. Buna rağmen ben, adamı öldürdüm. Döndüğümüzde bu olayı Peygamber (sav) e aynen anlattım.
 
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
 
"Ey Usame! Sen, Lailaheillallah dedikten sonra mı öldürdün o adamı?”[9] Yani “Adam Lailaheillallah dedi, buna rağmen sen o adamı öldürdün, öyle mi?”[10] Yazık, çok yazık.
 
Ben de şöyle dedim:
 
-Ey Allah’ın Resulü, o adam, bunu ölümden korktuğu için söyledi.
 
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
 
-Ne biliyorsun? Kalbini mi yarıp baktın da bu kanaate vardın?[11] Adam gerçekten Müslüman olduğu için söylemişse sen kıyamet gününde bu vebalden nasıl kurtulacaksın?
 
Rasulullah (sav) bu sitem ve çıkışlarını o kadar tekrarladı ki ben şöyle dedim kendi kendime: “Keşke önceden değil de[12] bugün[13] Müslüman olsaydım da bu olayı yaşamasaydım. Çok pişman olmuştum ama iş işten geçmişti.[14]
 
Keşke ibret alsak da “keşke yapmasaydım, keşke söylemeseydim” türünden vicdan azabı çekeceğimiz olayların faili olmasak.
 
[1] Bkz. Bakara, 2/3-5
[2] Bkz. Bakara, 6-7
[3] Bkz. Bakara, 2/7
[4] Bkz. Bakara, 2/9-16
[5] Bakara, 2/12
[6] Fatır, 35/8
[7] Bkz. Al-i İmran, 3/159; Şura, 42/38
[8] Bkz. Es-Sabuni, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefasir, 1/33
[9] Buhari, Diyat, 2
[10] Müslim, İman, 157
[11] Bkz. Buhari, Diyat 2; Muslim Iman 158,  Ebu Davud, Cihad 104
[12] Bkz. Buhari, Diyat,2.
[13] Bkz. Müslim, İman, 157
[14] Bkz. Buhari, Diyat 2; Muslim Iman 158,  Ebu Davud, Cihad 104 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>