Dr. Vehbi Karakaş
Ayetül Kürsi'nin Özellikleri ve Söyledikleri
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
Önce ayetü’l-kürsinin fazileti hakkında birkaç hadis-i şerif arz edeyim, sonra bu ayetin söylediklerine geçeyim.
 
Hadis-i şeriflerde buyurulmuş ki: “Kur’an’ın en büyük ayeti[1] Bakara suresindeki Ayetü’l-Kürsi’dir. Bu ayet, bir evde okunduğu zaman şeytan oraya giremez.”[2]
 
Başka rivayetlerde: Yatağa girdiğinde ayetü’l-kürsiyi okuyan kimse üzerine Allah’ın muhafız bir melek dikeceği, sabah oluncaya kadar o kimseye şeytanın yaklaşamayacağı[3] belirtilmiştir.
 
“Her kim, her farz namazın arkasından Ayet-el Kursi’yi okursa, onun cennete girmesine ölümden başka engel kalmaz.”[4]
 
“Her kim ayetü’l-kürsiyi yatağa girerken okursa, Allah’u Teala onu, onun evini, komşusunun evini ve etraftaki evlerin sakinlerini emniyet ve güven içine alır.”[5]
 
AYETÜ’L-KÜRSİ, NEDEN KUR’AN’IN EN BÜYÜK AYETİDİR?
 
Ayetü’l-Kürsi, Kur'an-ı Kerim’in en büyük ayetidir. Çünkü o ayet, Allah’ı hem en kısa, hem en uzun ve en mükemmel anlatan bir ayettir. Allah’ın en büyük ismiyle başlamakta, Allah’ın birliğini ilan etmekte, Allah’ın en büyük isminin yanında gizli ve açık 18 ismini[6] taşımaktadır. Bakara suresinde bulunur, 255 numaralı ayettir.
 
Peygamberimiz için de “kainat kitabının en büyük ayeti”[7] denilmiştir. Çünkü kainat kitabındaki ayetler yani varlıklar içerisinde Peygamberimizden daha iyi Allah’ı anlayan ve anlatan olmamıştır. Her varlık Allah’ı anar ve anlatır, ama Onun anması ve anlatması bambaşkadır, emsalsizdir.
 
AYETÜ’L-KÜRSİNİN SÖYLEDİKLERİ
 
Şimdi gelin Ayetü’l-Kursi’yi bir de şöyle okuyalım ve onun bize neler söylediklerine dikkat kesilelim. Ayetü’l-Kürsi 9 cümleden ibaret bir ayettir.
 
Birinci cümlesi:
 
اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ
 
“Allah! O öyle bir Allah’tır ki, O'ndan başka ilah yoktur.”
 
O birdir, her şeyin dizgini O’nun elindedir, her şeyin anahtarı O’nun yanındadır. Öyleyse Ona yönel, Onu bul, onu çağır, Ona yalvar. Dizginleyemediğin kimselerin dizgini de Onun elinde, açamadığın kapıların anahtarları da Onun yanındadır. Öyleyse Ondan başkasına müracaat edip yorulma!
 
İkinci cümlesi:
 
الْحَيُّ الْقَيُّومُ
 
“O Hayydır, Kayyumdur.”
 
Ölmeyen tek hayat sahibi Odur. Her şey ve herkes ölecek; ölmeyecek olan sadece Odur. Herkesin kıvamı, kıyamı, var olması ve varlığını devam ettirmesi Ondan iken, ayakta kalması Onunla iken Onun kıvamı ve kıyamı, var olması ve varlığını devam ettirmesi kendindendir. Öyleyse yalnız Ona hamdet, şükret, ve yalnız ihtiyaçlarını Ona arz et. Her zayıfın dayanak noktası, her çaresizin yar ve yardımcısı Odur. Her haddini aşan kuvvetlinin hakkından gelecek olan da O’dur.
 
Üçüncü cümlesi:
لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَنَوْمٌ
“Onu ne uyku tutar, ne de uyuklama.”
Öyleyse daha neden korkuyorsun? Uyku ve uyuklama ihtiyacı olan kaptan, pilot, şoför hata yapabilir. Çünkü onlar acizdir. Ama Allah hata yapmaz. Çünkü Allah’ın uykuya ve uyuklamaya ihtiyacı yok. Gücü sonsuzdur Onun. Uyumayan ve seni hiç unutmayan Rabbini sen de unutma, uykundan bile zaman ayır Ona. Çünkü O hep uyanık, seni ve dilekçelerini bekliyor. Peygamberimizin her gece teheccüde kalkmasının sebebi budur. Teheccüd, halvet vaktidir. Teheccüd, Ezeli Sevgili ile beraber olma zamanıdır. Onun için teheccüd, Peygamberimize farz, ümmetine de sünnet olmuştur. Allah, Mahbub-u Ezeli’dir, Peygamberimiz de Habib-i Ebedidir. Peygamberimizin, Ezeli Sevgili’den bir an bile uzak kaldığı yoktu. Bize yakışan da Onun bu sünnetini yaşamak ve yaşatmak olmalıdır.
 
Dördüncü cümlesi:
 
لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ
“Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur.”
Öyleyse mülküm var, servetim vardır, diye hava atma. Yeryüzünde şımarık dolaşma. Elindeki her şeyin sahibi Allah. Elindeki her şey biter, ama, Allah’ın yanındakiler bitmez. Öyleyse servetine, şöhretine, şehvetine güvenme. Bir anda hepsini elinden alır. Dilediğini zengin, dilediğini fakir eden, dilediğini aziz eden, dilediğini rezil eden Odur. Öyleyse kendini emanetçi bil. Ondan servetin, şöhretin, şehvetin ve evladın hayırlısını iste.
 
Beşinci cümlesi:
 
مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ
“O'nun izni olmadan kim, kime şefaat edebilir?”
 
Öyleyse birinin eliyle sana bir fayda dokunduysa, onu Allah’tan bil; Allah’a şükret. Allah’ın, iyilik dokundursun, şefaat etsin diye vesile kıldığı sebebe ve kimseye de teşekkür et. Çünkü hadis-i şerifte “insanlara (ve sebeplere) teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmiş olmaz.”[8] buyurulmuştur. Hataları, zararları ve kötülükleri de kendinden bil. Bunlardan kurtulmak için yine Allah’a iltica et.
 
Altıncı cümlesi:
 
 يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ
“O, kullarının önlerindekini ve arkalarındakini, dünyalarını ve ahiretlerini, yaptıklarını ve yapacaklarını bilir.”
Hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Öyleyse Allah’tan utan. Günahlarını örtüyor, haksızlıkların için sana mühlet veriyor diye, görmüyor, yaptıklarını kaydetmiyor ve kaydettirmiyor sanma. Eğer tevbe etmez, Allah’ın affına mazhar olmazsan, bir gün Allah’ın rızasına aykırı yaptıklarının ve konuştuklarının faturası çok ağır bir şekilde önüne konulabilir. Dönüşü olmayan bir yolda, kaçıp kurtulamayacağın bir yerde olduğunu anlarsın. Anlarsın ama, bu anlamak bir şeye yaramaz.
 
Yedinci cümlesi:
 وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء
“Onlar ise, ancak Allah’ın ilminden, Allah’ın dilediği kadarını ve bildirdiği miktarı bilebilirler.”
Öyleyse ilminle havalara girme, benlik davasına kapılma, sen hiçbir şey değil iken seni var eden, paha biçilmez cihazlarla donatan, bilmediklerini sana bildiren, öğrenme kabiliyetini lütfeden Allah’tır. Başını eğ, secdeye kapan, kimi zaman sevincinden, kimi zaman da hüznünden gözyaşı dök. Dök ki gözyaşların dünyada bela ateşini, ahirette cehennem ateşini söndürsün, narın nura, ateşin gülistana dönsün.
 
Sekizinci cümlesi:
وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا
“O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez.”
 
Bütün bir kainat onun yönetimi altındadır. Makro alemden, mikro aleme, zerrelerden-kürelere kadar her şey onun bilgisi, rahmeti, kudreti, hikmetiyle hareket etmektedirler. Öyleyse Onun izni olmadan bir şeye dokunma, zarar verme, Onun iznini almadan, adını anmadan bir şey yeme, içme. Çünkü evrende olan her şey O’nundur. Sen dahi onun mülküsün, memluküsün, kulusun, kölesisin. Sen, kendini dahi onun razı olmadığı yerlerde kullanamazsın. Onun razı olmadığı şeyleri, kendine yediremezsin, içiremezsin, giydiremezsin. Emanete hıyanet edemezsin.
 
Dokuzuncu cümlesi:  
وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
“O, yücedir, büyüktür.”
 
Yüceliğinin, büyüklüğünün sınırı yoktur. Bu yüzden O, sonsuz sevgiye ve sonsuz saygıya layıktır. İsyana, başkaldırışa değil, muhabbet ve hürmet secdelerine müstehaktır. Bunun için beş vakit namazı farz kılmıştır.
 
Kudsi bir hadiste buyuruyor ki:
 
“Ben cenneti ve cehennemi yaratmamış olsaydım, ibadet edilmeye layık olmayacak mıydım?[9]
 
Sonsuz hamdolsun ayetü’l-kürsiyi gönderen Rabbimize. Sonsuz salat ve selam olsun onu getiren Peygamberimize, sevinç ve huzur dolsun onu dilinden düşürmeyen siz sevgili kardeşlerimizin evlerine, gönüllerine.
 
 
[1] Müslim, Müsafirin, 258; Ahmed bin Hanbel, V/141
[2] Tirmizi, Fezailü’l-Kur’an 2
[3] Bkz. Buhari, vekale, 10
[4] Es-Sabuni, Muhammed Ali, Muhtasar Tefsiru İbn-i Kesir, 1, 229
[5] Eş- Şurunbilali, Hasan b. Ammar b. Ali, Meraki’l-felah, 212
[6] Bkz. Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, 1, 147
[7] Nursi, Said, Sözler, (19. Söz, Birinci Reşha)
[8] Ebu Davut, Edep, 11; Tirmizi, Birr, 35; Ahmet bin Hanbel, 2, 258, 461
[9] İbnü’l-Kayyım, Miftahu Dari’s-Saadeh, 2/87
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>