Dr. Vehbi Karakaş
Allah’ın, Lakin siz anlamıyorsunuz dediği iki nokta
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
Allah’ın, “Lakin siz anlamıyorsunuz” dediği iki önemli noktaya dikkat çekmek istiyoruz. Bunlardan:
 
Biri, Allah yolunda öldürülenlerin ölü değil, diri olduğu gerçeğidir.
 
Diğeri de, kainatta canlı-cansız her şeyin Allah’ı andığı ve anlattığı hakikatidir.
 
Birincisine misal şu ayettir:
 
وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ
“Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz anlamıyorsunuz."[1]
 
İkincisine misal de şu ayettir:
 
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورً  
 
“Yedi gök, yer ve bunların içindekiler Allah’ı anıyor ve anlatıyor. Kainatta hiçbir şey yoktur ki Onu övgüyle anmış olmasın. Fakat siz, onların bu zikirlerini anlamıyorsunuz. Şüphesiz ki O, halimdir, (hemen kızıp ceza vermez) hem de çok bağışlayıcıdır.”[2]
 
Ayetlerde geçen “fakat siz anlamıyorsunuz” ifadesiyle Allah, anlayamayacağımızı haber vermekten ziyade, sanki “anlamak için kafa yormuyorsunuz” şeklinde bir siteme yer vermekte ve bu iki olayın önemine dikkat çekmektedir. Demek istemektedir ki: Kainat denilen bir mabette bulunmaktasınız. İbadet halinde olmayan, yani Allah’ın verdiği görevi yapmayan hiçbir varlık yok.

Siz de bu ibadet edenlere katılın. Zikirden, fikirden, şükürden, namazdan, niyazdan, düşkünlere yardımdan uzak durmayın. Kainattaki dayanışmadan, yardımlaşmadan ibret alın. Fırsat düştüğünde de canınızı Allah uğrunda vermekten korkmayın. Çünkü Allah, kendi yolunda öldürülmeyi göze alan yiğide, ebediyyen ölmeyecek ve öldürülemeyecek bir can ve bir beden veriyor, ebediyyen kaybetmeyeceği bir vatana, cennete gönderiyor.
 
Bu akıbete giden yol, Allah yolunda olmaktan ve Allah yolunda ölmekten, içinde yaşadığımız vatan ve mensubu olduğumuz din uğrunda ölmeyi göze almaktan geçiyor.
 
Bu şuurda olan erlerimize, neferlerimize Rabbim kuvvet versin, muzafferiyetler nasip eylesin. Bir dua da şairden:
 
Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur ya Rabbi.
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslam'ın![3]
 
Allah uğrunda ölen bu ordunun her bir neferi, “Küçük Muhammed” anlamında “Mehmetcik”dir. Bu ad ona Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) adından gelmiştir. Bundan dolayıdır ki, asker ocağına “Peygamber ocağı” denilmiştir. Bu bilinç, bu aşk ve bu sevda ile askere giden, savaşa katılan Mehmetlerimizin ölenlerine şehitlik, kalanlarına da gazilik rütbesi layık görülmüştür. (Kimlerin şehid olableceği ve olamayacağı konusunda, “Şehidlerin Özellikleri” başlıklı makalemize bakılabilir.)
 
Mehmetcikte Peygamber ahlakı vardır. O, düşmanının dahi ekili tarlalarını çiğnemez, bağlarını bozmaz, çocuklarını öldürmez, yaşlılarına, hastalarına, kadınlarına, kilise ve havralarda ibadet edenlere dokunmaz, yediği üzümün parasını asmanın dalına asar gider.
 
Mehmetcik, mazluma güneş gibi doğar, ısısıyla, ışığıyla onu sarar, okşar, yaralarına merhem olur; zalime karşı da fırtına gibi eser, korku nedir bilmez. Mehmetcik:
 
Zulmü alkışlamaz, zalimi asla sevmez.
 
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövmez.
 
Kanayan bir yara gördü mü, yanar ta ciğeri.
 
Onu dindirmek için kamçı yer, çifte yer.
 
Adam aldırma da geç, git, demez; aldırır.
 
Çiğner, çiğnenir; hakkı tutar kaldırır.
 
O, oyunda-oynaşta olma zamanında olmadığını, Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta olduğunu bilir. Savaşta bile beş vakit namazını bırakmaz, hem de cemaatle namaz kılmayı ihmal etmez. Çünkü o, ismini Hz. Muhammed’den (sav), ahlakını da, inandığı Peygamber’den ve Kur’an’dan almıştır.
 
Yukarda da ifade ettiğimiz gibi Kur’an, ona kainatın bir mabed olduğunu ve içindeki her şeyin ibadetle meşgul bulunduğunu söyler. Mehmetcik de, bu şuurla adımlarını atar. Namazıyla onların zikrine ve ritmine ayak uydurur. Onun savaşı ve kavgası, sadece huzuru bozmak isteyenlerledir. O, savaştan ziyade barış yanlısıdır. Irkçılık yapmaz. İnanan herkesi kardeş bilir, bağrına basar. Af isteyenleri affeder, eman isteyenlere eman verir. O öldürme derdinde değildir, yaşatma niyetindedir. Cezası sadece zalimleredir onun. O, adaletin ve hukukun hakim olması için savaşır. Namusun ve güzel ahlakın, dinin, vatanın, bayrağın ve diğer mukaddes değerlerin hatırı için gerekirse canını feda eder, şehadet şerbetini içer, cennete uçar.
 
Bir şair de gelir, onun için der:
 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i,
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
 
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.[4]
 
Ey kainatın zikir ve ibadet ritmine katılmakla görevli insan! Tefekkür ve ibadetin daim, ihlasın ekmel olsun. Allah’ın sanatı karşısında hayretin ve hayranlığın artsın, eksilmesin. Ey imanlı ve şanlı Mehmedim! Senin de şehadetin makbul, gazan mübarek olsun.
 
[1] Bakara, 2/154; ayrıca bkz. Nisa, 4/74; Tevbe, 9/111
[2] İsra, 17/44
[3] Yahya Kemal Beyatlı, 26 Ağustos 1922
[4] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Altıncı Kitap.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>