Dr. Vehbi Karakaş
Ağlayan Kalbin Göz Yaşları
Dr. Vehbi Karakaş
A- A A+
Uyandım. Gece 2,30 sularıydı. Hem hüzünlü, hem de sevinçliydim. Hüzünlüydüm; çünkü kapısı her an sevenlerine açık Hakiki Sevgili’ye layık bir kul olamıyor, Ona layık, Onun sayısız iyiliklerine karşılık hediyeler, hamdler, ibadetler takdim edemiyordum. Sevinçliydim, çünkü Onu bulmuştum. Huzuruna kabul edilmiştim, Ona yönelmenin, Onunla olmanın zevkini, şevkini yaşıyordum. Her halde bunun için demişler:
 
“Allah’ı tanıyanın hüznü bitmez,
 
Allah’ı tanıyanın sevinci bitmez.”
 
Buna en güzel misal, Peygamberimizdir. Başına gelen onca ezadan ve cefadan dolayı hiç korkusu ve hüznü yoktu. Hatta azılı düşmanlarıyla çepeçevre kuşatıldığı bir demde, saklandıkları mağarada yanındaki yar-i ğarine: “Üzülme Allah bizimle beraberdir.”[1] Diyordu. Bu yüzden şevkine, sevincine sınır yoktu. Aynı zamanda mahzundu, hüznüne sınır yoktu. Çünkü Allah’a olan sonsuz saygısından, sevgisinden dolayı tükenircesine zikir, fikir, şükürle meşgul olmasına ve ibadet etmesine rağmen Allah’ın sayısız lütuflarına ve nimetlerine karşılık verememenin mahcubiyetini yaşıyordu.   
 
Sevinçten mi, hüzünden mi, bir de mazlumların kulağıma gelen çığlıklarından mı bilmem; içim kaynadı. Gözlerim yaşlarını, kalemim de kelimelerini boşaltmaya başladı. Aşağıdaki münacat, ortaya çıktı. Bu münacat, ağlayan bir kalbin göz yaşları oldu.
 
“Ağlayın su yükselsin, belki kurtulur gemi,
 
 Anne seccaden gelsin, bize dua et emi!”
 
AĞLAYAN KALBİN GÖZ YAŞLARI
 
Allahım! Suretimizi kudretinle güzelleştirdiğin gibi, ahlakımızı da Kur’an’ınla güzelleştir. Ne kimse bize zulmetsin, ne biz kimseye zulmedelim.
 
Allahım! Senin kadar kimse mazlumları, masumları anlayamaz ve tanıyamaz. Çünkü onları yaratan Sensin. Kur’an’ında haklı olarak soruyorsun: “Hiç yaratan bilmez mi?”[2] Bilir. Öyleyse mazlum ve masum kullarını, birilerinin ezmesine, üzmesine fırsat verme. Onları Senden başkasına bırakma.
 
Bir kulun bir hatasından dolayı herkes onu kaldırıp atarken veya hatası olmadığı halde onu hatalı sayıp suçlu göstermeye çalışırken; Sen böyle bir yanlıştan münezzehsin. Sana karşı o kulunun değil bir kusuru, bin kusuru da olsa kaldırıp atmıyorsun. Tevbe etsin diye bekliyorsun. Ne kadar büyük günahkar olsa da tevbe eden kulunu kabul ediyor, affediyor, rahmetinin bağrına basıyorsun. Bu ahlakı bana ve bütün Müslümanlara nasip eyle Allahım!
 
Allahım! Senin bu mücrim kulun sana gelmiş. Ne olur onu, sahipsiz, çaresiz, imkansız, imansız, infaksız, isarsız, ihsansız, ihlassız, Kur’an’sız, kıblesiz, namazsız, niyazsız, secdesiz, duasız, davetsiz ve Sensiz bırakma. Bütün masum ve mazlum kullarını da.
 
Ey Rabbim! Sen başkaları gibi değilsin. Sen hem muktedirsin, hem de merhametlisin. Sonsuz gücün kadar sonsuz merhametin olmasaydı, halimiz ne olurdu. Taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmazdı. Bizi cezana değil, merhametine müstehak eyle!
 
Beni azabına, gazabına çarptıracak ayıplardan, günahlardan ve suçlardan uzak tut!. Uzak duracak şuuru, takvayı ihsan eyle! Şu an bu duayı okuyan kardeşlerimi ve bütün Müslümanları da.
 
Allahım! Beni ahirette utandıracak tutumdan, kırıcı, karalayıcı laflardan, yalandan, iftiradan, gıybetten ve istihzadan uzak tut. Sen nerde isen hak ordadır. Çünkü sen, hiçbir zaman haksız olmazsın, haksızlık yapmazsın. Sen, seni tanımayan, inkar edenlere de hak tanıyor, imkan veriyorsun. Canlı-cansız alemlere[3] alemlerdeki kullarına[4] haksızlık yapmayacağını ilan etmişsin. Sen nerde isen, ben de orda olayım. Olayım ki haksız olmayayım, haksızlık yapmayayım. Haksızlıklarımdan dolayı mahşer gününde rezil-rüsva olmayayım. Beni bana ve Senden başkasına bırakma Allahım! Bu satırları okuyan kardeşlerimi de.
 
Ey alemlerin Rabbi! Ey hesap gününün hakimi! Ey sabredenleri, tevbe edenleri, istiğfarla manevi kirlerden arınanları, iyilik yapanları seven! Ey yardım edenlerin, hakkı batıldan ayıranların, şükre ve teşekküre layık olanların en hayırlısı! Ey müfsitleri ve bozguncuları en iyi bilen! Ey cennetin ve cehennemin sahibi! Ey ağlayanları seven, ey ağlayanların sevgilisi! Ey tevekkül edenlerin senedi! Ey zayıfların yardımcısı! Ey fakirlerin hazinesi! Ey gariplerin sahibi, kimsesizlerin kimsesi! Ey dostlarının yardımcısı! Ey düşmanların üstesinden gelen, işini bitiren! Ey belaları def eden! Ey dostlarına enis u yoldaş olan Allahım!
 
Sen ne kadar vefalısın, ne kadar sabırlısın, ne kadar şefkatlisin! Sana layık bir teveccüh, bir yönelme, bir yalvarma, bir yakarma, bir ibadet takdim edemesem de sen ilgini, iyiliğini benden kesmezsin, kesmiyorsun. Bu ahlakına hayranım, kurbanım, minnettarım, sonsuz şükran borçluyum. Ne olur, beni kendinden uzaklaştırmakla cezalandırma. Bu yakarışı okuyan ve amin diyen kardeşlerimi de.
 
Benim hamdim, övgüm sana yetmez, Senin hakkını ödeyemez. “Sübhanekellahümme ve bihamdik” diyerek, Senin hamdinle Sana hamd ediyorum. Hamidlerin Reisi’nin (sav) dediği gibi diyorum: “Allahım, gazabından rızana, azabından affına, Senden Sana sığınıyorum. Ben Senin övülmeye layık güzelliklerini saymakla bitiremem. Ben Seni, Senin kendine olan övgünle övüyorum. Sen, kendini övdüğün gibisin.”[5]“Elhamdülillahirabbilalemin.”[6] diyerek, alemlerin hamdini, Habibin Muhammed’in (sav) hamdini, bütün peygamberlerin, velilerin, herkesin ve her şeyin hamdini, övgüsünü sana takdim ediyorum. 
 
Beni ve bütün Müslümanları Seninle olma halavetinden ve zevkinden mahrum eyleme. Bütün mazlumları zalimlerin tasallutundan kurtar. Çaresizlere çare, kimsesizlere kimse olmayı bize nasip eyle. Yeryüzüne Kur’an’ın ahkamını, Rasulünün ahlakını hakim eyle. Eyle ki Allahım:
 
Yeryüzünde hiç terörist kalmasın,
 
Artık hiç kimsenin canı yanmasın,
 
Herkes Seni bulsun, yolunda olsun.
 
Yurdumuz da cennet-i a’la olsun,
 
Cennet-i ala da bize yurt olsun.
 
 
 
 
[1] Tevbe, 9/40
 
[2] Mülk, 67/14
 
[3] Al-i İmra, 3/108
 
[4] Enfal, 8/51; Yunus, 10/44
 
[5] Müslim, Salat, 222
 
[6] Fatiha, 1/2
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>