Betül Gültekin
Çek Bir Yürek Demli Olsun!
Betül Gültekin
A- A A+
Tercih meselesidir ama açık çayı sevmem. Çay dediğin  demli olacak, bardağını tutarken elin yanacak,o yangına burnunu uzatıp bergamot kokusunu çekeceksin derinlere.Hüüp’leyince buracak hafiften içini, çay budur Elhamdulillah! şükrünü  haykıracaksın.

Hazır içimi ısıtmışken şu hüzünlü hazanda kuru yaprakların hışırtısıyla oynasam, bir parça teselli olur mu ağlamaklı haline? Ya şemsiyemi açsam darılır mısın ey gök? Senin ağlamanı dinleyemem manasını çıkarma olur mu? Biliyorum ki her damlan rahmet hazinesi. Toprağa düştüğünde çıkan alkış sesi,toprağın memnuniyeti…

Malum demlenme günümdeyim, sonbaharın son demlerinde gezinmek istiyorum toprağında yada  ıslak  kaldırımlarda. Sanırım yalnız yürümeyeceğim.Karelenmiş taşlarında parelenmiş yüreklerin adımlayışlarına takılıyor gözlerim.Ağır aksak yürüyen sakat yürekler mi dersin , rengi atmış yada kararmışlar mı …

Delik deşik olup şekli kaymışlar da var,  kıvrımlarında kırıkları olanlar da...Kimi yürek zayıflamış atmaya mecali yok, kimi öyle kabarmış ki havasının ayarı yok.

 Ne diye yola çıktım nelere takıldım diye hayıflanırken merakıma yenik halde sakat olan yüreğe yanaşıp  sordum:
-Hayırdır, derdin ne?

Dedi:
- Hayatın yükünü taşıdım onca sene, hep dünyaya koşturdum durdum.Hırs kapladı gözümü, sigara dumanı gibi sardı özümü.Doktor hırsı bırak dedi yoksa kendine zarar verirsin.Dinlemedim,ne reçetesindeki namaz, ne oruç hiçbir ilacı almadım,bak sonunda bacağımı kestiler,bir ayağım çukurda yaşıyorum.Geç oldu ama çok pişmanım!

Az ilerde kararmış bir yüreğe aynı soruyu yönelttiğimde beni terslercesine bir bakış attı.Sabrı tavsiye edip güzel sözler sarfettiğimdeyse,

- Bana sabırdan  niyazdan bahsetme, yobazsınız siz ! diye çıkışıp  gitti. Giderken tutuşmuş bir ateş gördüm eteğinde, anladım ki şeytanı onu yaka yaka kapkara etmiş. Sorumun cevabını almıştım aslında. Ağarası yoktu bu yüreğin!
Şekli bozulmuş bir yürekti sıradaki. Az mahcup anlatmaya başladı:

-Benim gözüm oyunda oynaştaydı. Ne canım isterse kılıfını uydurup, gerekirse yalan dolanla işlerimi kıvırırdım.Sabit kalmazdım kalplerde.Nice kalplere ümitler verirdim de yarı yolda bırakırdım.Güzeldim önceleri,bana bakan bir daha döner bakardı, her bakış yeni bir oyundu bana göre.Şimdi kimse bakamıyor bana,hatta iğreniyorlar. Bak,  şu giden kırılmış kalpler var ya benim yüzümden o haldeler.

Dayanamadım daha fazla. Zaten hava da karardı. Demli bir çay gibi içime çektim havayı. Ama bu defa başka bir burukluk vardı. Çaydaki lezzet yoktu, gördüğüm yürekler susuzdu, kuruydu, demi yoktu. Tedaviyi reddeden imanı eksik kalpler tevhide yönelemezdi,acizliğini itiraf edip teslim olamazdı,tevekkül etmek çok uzakta, kaldı ki ebedi saadet adeta ütopya…

Zamanın Bedi’si, ne hoş ifade etmiş bu zincirlemeyi:

İman, tevhidi; tevhid, teslimi; teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.

Gönül isterdi ki şu hazandaki hazine kalplerle de söyleşeyim. Ama onları durdurmak ne mümkün! Yanımdan geçişleri yıldırım gibiydi. Allah için koşturdukça yürekleri saadetleniyor, saadetlendikçe Allah için koşturuyorlardı. Kırmızının tiryakisiydi onlar.

Kitapları kırmızı, çayları kırmızı...Demek bu besili kalpler, demini kaybetmişlere kan pompalıyordu. Allah’ın rızasını kazanma derdinde, Hz. Muhammed’in(sallallahu aleyhi vesellem) izinde…

Hey gidi sonbahar!  Bana gösterdiğin yapraklar vardı ya, kırmızılı pembeli?  Mütebessim halimle sormuştum:Gülün rengine mi heveslendiniz ey  yeşiller! Ne de hoş süslenmişsiniz! diye…Evet, yapraklar gülü sevdi, güle hayrandı. Gül olamaz, onun gibi kokamazlardı. Ama gül rengini niye alamasınlardı?

Bu defa sorum kendi kalbime:

-Söylesene senin hayranlığın kime? Kişi sevdiğine benzemek istiyor madem, sen de Gül’e hayran ol, Gül’e benze…

Gül Ahmed’e, Muhammed’e(sallallahu aleyhi vesellem)…!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>