Asuman Kılıç
İnsan Neden İntihar Eder
Asuman Kılıç
A- A A+
Çocuklarımızın üzülmesi, hasta olması, düşüp bir yerlerinin kanaması, okulda mahçup olması, bir şeyini unutup azar işitmesi, anahtarını düşürüp kapıda kalması, harçlığını bitirip o gün aç kalması güzeldir. Ama ebeveyni bu durumda hemen onun imdadına koşmadığı sürece...
 
  • Üzüldüğünde, bu duyguyla nasıl başa çıkabileceğini öğrenir. 
  • Hasta olduğunda bu dünyanın rahat yeri olmadığını öğrenir. 
  • Düştüğünde dikkatli olmayı ve acının, yaşamın bir parçası olduğunu öğrenir. 
  • Okulda mahçup olduğunda veya birileriyle sıkıntı yaşadığında zorbalarla / sıkıntılarla mücadele etmeyi öğrenir.
  • Bir şeyini unutup azar işittiğinde bir dahaki sefere unutmamak için önlem almayı öğrenir. 
  • Anahtarı unutup kapıda kaldığında bir dahakine eşyasına sahip çıkmayı ve terslik durumlarının hayatın bir parçası olabileceğini öğrenir. 
  • O gün aç kaldığında bir dahakine harçlığını idareli kullanmayı öğrenir. 

Ama eğer annesi onun imdadına koşup “evladım üzülmesin” diye onun üzülmesine izin vermez, bişey onu üzdüğünde onu lunaparka götürürse, hasta olduğunda her nazını çekerse, düştüğünde gidip yere “ah sana” yapıp çok telaş ederse, okuldaki arkadaşları veya öğretmeniyle sorun yaşadığında “ben gidip onlarla konuşurum” derse, bir şeyini unuttuğunda gidip onu onun için getirirse, anahtarını unuttu diye işini bırakıp koşa koşa kapıyı açmaya gelirse, her parası olmadığında ona harçlık verirse bu kazanımları elde edemez.

Aksine bağımlı, ezik, güvensiz, beceriksiz, mızmız, bencil ve her aksilikte seni evet annesini suçlayan bir birey olur.

Çocuklarımızın üzülmesinden korkmayalım. Lütfen... Bırakın biraz üzülsünler. Burası dünya ve burda üzülmek var. Hasta olmak, her istediğimizin olmaması ve acı var. Buna engel olamayız ve olmamalıyız da. Buna engel olmak iyilik değil, iyi anne olmak değil.

Onların sürekli üzülmelerini engellemek için yaratılmadık. Hayata geliş aracımız da onların bize verilme amacı da bu değil. Güçlü olmayı, olumsuz duyguları kabul edilebilir şekilde yaşamayı, üstesinden “kendi kendilerine gelebilmeyi” öğrenmek zorundalar.

Çocukluğunda güçlüklerle karşılaşmayan bireyler büyüdüklerinde hayatla kendi başlarına mücadele edemediklerinden asosyal bireyler oluyorlar. Depresyona hatta intihara meyilli oluyorlar. Onu gerçekten ama gerçekten seviyorsanız bırakın bazen acı çeksin.

Size gelip dert yandığında duygusunu anlayıp ona sarılın ama bırakın sorununu kendisi çözsün. Lütfen bırakın. Hayatın zorluğundan şikayet ettiğinde ona : “Seni öldürmeyen şey seni güçlü kılar “ deyin. Ve bunun gerekliliğine inanın.
 
Biz cennetteki gibi bir hayat hayal ediyoruz.Oysaki Allah  dünyada  iyilik -kötülük , hayır-şer, hastalık-sağlık, güzellik-çirkinlik, zenginlik-fakirlik vs gibi zıtları beraber yaratmış. Hayatta hep çiçekli yollarda değil bazen de dikenli yollarda yürümek zorundayız.

Dünya hayatını bu gerçekleriyle kabul etmeliyiz. Her zaman  o sıkıntıların asıl geliş amacı olan “gerçek hikmetlerini “ hatırlamalıyız.” Ben bu olaydan ne ders çıkarmalı, ne ibret almalıyım?” diye sormalıyız kendimize. Hayat musibet ve sıkıntılarla tekamül eder. Kıymet kazanır.

Özellikle refah seviyesi yüksek kesimlerde intihar oranlarının artması ve dünyaca büyük mevkilerdeki ailelerin çocuklarının sürekli buhranlı ve depresif halleri, madde bağımlılıkları buna bir örnektir. Bir çocuk hele de bilinçli ebeveynlere sahip değilse, imkan da varsa ahirzaman hastalıklarından olan “rahata alışma” hastalığına yakalanıyor.

Doğduğundan beri el bebek gül bebek yaşayan, evde asla iş yapmayan, rahat edecekleri şekilde yaşamaya alıştırılan, liseye bile gitse hala ebeveynleri tarafından okula götürülen veya üşümesin /zorlanmasın diye servisle okula giden, durakta hiç otobüs dolmuş beklemeyen, üşümeyen, yağmurda karda ıslanmayan, parasızlık çekmeyen, hiç bir resmi işlerini kendisi yapmayan, kuyruğa girmeyen, memurlar tarafından azarlanmayan, hastanede sıra  beklemeyen, hemşire veya doktor tarafından terslenmeyen, özel doktorlara giden, ilaçlarını dahi yanında suyuyla ayağına kadar annesi getiren,  iş arama derdi olmayan, kolay, bol paralı, itibarlı işleri baba desteği ile bulan, işten çıkarılma, sürgün edilme, amiri tarafından azarlanma, ev taşıma, ev yerleştirme, borçlanma borç ödeme sıkıntılarını yaşamayan, çocuklarının isteklerini yapamamak , alamamak  vs sıkıntıları üzüntüleri hiç yaşamayan, zorluk,  reddedilme, “Hayır!Olmaz!” sözüyle karşılaşmayan, görünüşte cennet gibi bir hayat yaşayan ama yine de hayattan bekledikleri mutluluğu bulamayınca aşırı içki,  uyuşturucu, ahlaksız eğlencelerde, üç seviye davranışlarda rahatlama ve mutluluk arayan yada hayat bu şekilde devam etmeyip aksilikler çıktığında mücadele edemeyen hemen pes eden bireyler oluyorlar.

Üstelik daha da olmadı intihar ediyorlar. İstatistiklere göre fakirlik ve sıkıntılar içerisinde çocukluğu geçmiş olan bireylerde intihar çok daha az görülüyor. 
 
Sonuçta “gayei hayal olmazsa, ezhan (zihinler) enelere (kişinin kendisine) dönüyor.Ben merkezci bir dünyaları oluyor. Bütün dünya ona göre oluşsun, herkes ona uysun istiyorlar. Bencil ve uyumsuz oluyorlar. 
 
Bunun için dert güzeldir. Derdi sevelim. Dert bize derdi vereni hatırlatmak ve onun şefkatli kucağına bizi sığındırmak için gelir, bilelim. Derdi vereni bulursak hayat o zaman bize gül gülistan olacak. Çünkü sıkıntılarla hayat anlam kazanıyor. Tekdüze , yeknesak ve  zahmetsiz bir hayat insanı bir süre sonra sıkıyor.

Cennetin maddi rahatlığını bu dünyada yaşamaya çalışmayı bırakıp bu dünyada sıkıntıyı, derdi ve üzülmeyi kucaklamak zorundayız. Bu duygularla İmanın bize verdiği tesellilerle başa çıkmak zorundayız. O sıkıntıların manevi ücretlerini, karakterimize, hayatımıza, gafletimize olan etkilerini düşünüp ders almaya çalışmalıyız.
 
 İman dairesinde cennetin manevi lezzetleri vardır. Eğer hayata karşı imani bakış açısını, hayata Kur’ani bakabilmeyi, yani Allah’ın bizden görmemizi istediğini olaylarda görebilmeyi, tefekkür eserlerini okuyup edinebilirsek maddeten sıkıntılar içinde olsak da manen cennetin lezzetlerini alabiliriz.

Bu dünyanın faniliğini daha fazla idrak edip buraya fazlaca muhabbetimizi bina etmeden ebedi hayatla daha fazla irtibat kurabiliriz. Hakiki rahatı, asıl lezzeti bu dünyada sadece imanda, cismani rahatı da cennette elde edebileceğimizi bilir ve kabullenirsek hem bu dünya ile psikolojik mücadelemizi doğru verebilir hem de ebedi hayatımıza güzelce hazırlık yapabiliriz. 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>