A.Raif Öztürk
Toplu Yürüyüşlerin Perde Arkası!...
A.Raif Öztürk
A- A A+
Hafıza-i Beşer NİSYAN ile maluldür. Yani, insanoğlunun hafızası UNUTMA hakkında sakattır, hastadır. Bu nedenle de asırlar boyu “beşer, hep şaşar” atasözü yaşanagelmiştir. Bu fıtri durumu insanlık düşmanları ve özellikle de İslam düşmanları, çok iyi değerlendirmekte ve kendilerinin ‘ülkelerarası menfaatleri’ adına sürekli kullanmaktadırlar. 
 
Sömürgeci ülkeler, bir başka ifadeyle müttefik ülkeler, herhangi bir ülkeyi sömürgesi altına almaya veya işgal etmeye karar verdiklerinde, sürekli aynı tuzakları kurdukları halde, masum İslam ülkeleri, hatta diğer gafil ülkeler bu tuzaklara maalesef sürekli düşmektedirler. “Tarih tekerrürden ibarettir” atasözü de bu nedenle sürekli doğrulanmaktadır. 
 
Tekerrür eden tarihe baktığımızda, ABD’nin işgal ettiği 24 ülkeye, İngiltere’nin, Fransa’nın, İtalya’nın, Almanya’nın, vd. sömürgeci ülkelerin işgal ettikleri ülkelerin, yıllarca süren işgal ön hazırlıkları hep aynı metot ve prensiplere dayanır. Mesela, sadece Britanya İmparatorluğunun (İngiltere’nin), Kuzey Amerika’dan tutunuz, Afrika, güney Asya ve ta Avusturalya kıtasına kadar, (savunmasız küçük ülkeler hariç) birçok ülke hep bu aşağıdaki metot ve prensiplerle işgal edilmiştir. 
 
Peki, asırlar boyu uygulandığı halde, hala geçerliliğini koruyan ve maalesef hala ibret alınmayan bu metot ve prensipler nelerdir? İşte esas konumuz bu!...
 
Sömürgeci ülkeler; herhangi bir ülkeyi işgale karar verdiklerinde, önce o ülkelere dost görünüp (sözde) yardım etmeye ve yüklü miktarda BORÇ para vermeye başlarlar. Sonra çeşitli alanlarda yardımcı olmak adına çok sayıda UZMAN (!) ekipler, hatta din adamları kisveli casuslar ve provokatörler gönderirler.

Bu uzmanlar Milli Eğitim, Yargı, TSK, Emniyet, Sendikalar, vs. gibi her alanda yerleştirilir. Sonra ünlü medya ve basın kuruluşlarını bol bol para ve vaatlerle satın alırlar. Tüm yayınları ve haberleri, çeşitli fitne, yalan ve iftira senaryolarıyla hükümetler aleyhine ve kendi menfaatleri doğrultusunda yönetirler. Meşru olan farklı etnik gurupları, milliyetleri, mezhepleri, tarikatları, hatta farklı bölge insanlarını, birbirilerine olan farklı üstünlüklerine gıpta ettirerek veya fitne ve yalanlarla kışkırtarak birbirilerine düşman ederler.

Satın alınmış medyası, yazarları ve provokatörleri vasıtasıyla çeşitli çatışmalar çıkartarak, o ülkeyi zayıflatmaya başlarlar. Hariçten veya ülke içinden kandırarak veya satın alarak musallat ettikleri ve yıllarca besledikleri çeşitli TERÖR örgütleri de o ülkeyi zaafa düşürmek için, ellerinden gelen tüm ihanetleri yaparlar.  
 
Uzun yıllar süren bu altyapı oluşturulduktan sonra, provokatörler herhangi bir meşru sebep bulamasalar bile, basit bahaneleri (mesela Gezide birkaç ağacı veya bugün, tutuklanan bir ajan gazeteciyi) fitne, yalan ve iftiralarla abartarak, köpürterek halkı sokaklara dökmeye başlarlar. 
 
Daha sonra ise bu ayaklanmaları ve yürüyüşleri ülke çapında deneyerek, otoriteyi ve hükümetleri köşeye sıkıştırırlar. Büyük kitlelere müdahalelerin olaysız ve kansız bastırılması mümkün olmadığı için, iktidarlar genelde onlarla antlaşma zaafına düşerler. Bundan sonrası ise çorap söküğü gibi gelir. İç savaş tehlikesine karşı dış ülkelerden yardım talepleri, o sömürgeci ülkelerin, zaafa düşürülmüş masum ülkeye fiilen çöreklenmesine sebep olur. 
 
Bu sinsi planlar, güzel ülkemizde de yıllardan beri, denemelerle sürekli uygulanmaktadır. 
 
Ülkemizin jeopolitik konumu, tüm bu sömürgeci ülkelerin ağızlarını şapırdatmaktadır, ancak bu durum bizim için dezavantaj olduğu gibi, bazı hallerde avantajdır. Çünkü; süper güçlerden biri olan Rusya sıcak denizlere hakim olabilmek için, Türkiye’nin boğazlarına ve denizyollarına muhtaçtır ve diğer sömürgeci güçlere karşı, ürktükleri ciddi bir kalkan pozisyonundadır. Rusya ile anlaşamadıkları için, her seferinde de geri adım atılır… Bu tuzakları ve objektif manzarayı, bir köşe yazısı sınırlarında ancak bu kadar özetleyebildim. 
 
Bu acıklı manzara karşısında çok NET olarak görünen şudur: 
 
Tüm sömürgeci güçlerin gözleri, ‘jeopolitik avantajları ve güzellikleri nedeniyle’ bizim ülkemizde olduğundan, Osmanlı imparatorluğu döneminden beri, yukarıdaki sinsi tuzaklar uygulanarak 5 200 000 km2’lik yüzölçümü, 1 800 000 km2’ye kadar düşürüldü. Aynı tuzakların devamında ise Lozan antlaşmasından sonra 1 800 000 km2’den, 783 562 km²’ye kadar düşürülmüştür. Şimdi ise 2023’te sona erecek olan Lozan Antlaşması nedeniyle, İADE EDİLMEK İSTENMEYEN haklarımızın gasp edilmesi bir yana, aynı metot ve prensipler uygulanarak, maalesef ülkemizi paylaşma girişimleri devam etmektedir. 
 
Bu günkü ana muhalefet, FETÖ, PKK, HDP ve tüm terör örgütleri ise sanki yukarıda arz edilen projenin parçası gibi, bu tuzaklara maalesef çanak tutmaktadırlar. Yıllar önce Necip Fazıl Kısakürek’in söylediği “Chp bir parti değil. Türk’e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur, bir katliam müessesesidir” sözünü, son gelişmeler adeta doğrulamaktadır… 

SON SÖZ: Özetlemeye çalıştığımız bu tuzaklardan birisi olan 15 Temmuz 2016 Darbe girişimi eğer başarılı olsaydı, belki de FETÖ liderine göstermelik olarak bir Humeyni gibi ülkeye giriş yaptırılacaktı.

Fakat birkaç ay içinde, bu darbeye direnen halk ile yaşanacak “iç çatışmalara müdahale” adı altında, bu sömürgeci ülkeler pervasızca ülkemize çörekleneceklerdi. Sokaklarımızda İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman, Rus, Ermeni vd. askerler dolaşıyor olacaklardı. Diğer ülkelerde yaptıkları gibi, kız ve kadınların namusları onlara peşkeş çekilecekti. Bu acı akıbet; İlahi inayet, Cumhurbaşkanımızın çağrısı, dirayetli komutanlar, Ömer Halisdemir’ler ve sağduyulu cesur halkın ferasetiyle engellendi çok şükür. Fakat su uyur düşman uyumaz…
 
Sn. Süleyman Kocabaş’ın Ağustos 2016 Baskılı “İNGİLİZ TUZAĞI” adlı kitabındaki resmi belgelerden de yararlanarak paylaştığım bu bilgilerle, Gezi olayları, bu günkü FETÖ ve CHPKK, HDP, DHKP-C ortaklaşa (sözde adalet) yürüyüşlerinin perde arkasını artık lütfen görelim ve bu sinsi tuzaklara bir daha düşmeyelim.

İstanbul ayağına LÜTFEN DİKKAT!!!...
 
Yoksa sonumuz hem Dünya’da, hem de Ahiret’te HÜSRAN olur.  Allah (cc) muhafaza eylesin. Gezi olaylarında vs., bu tuzağı görüp antlaşma zaafına düşmeyen, tüm ülkeleri kasıp-kavuran ekonomik krizleri TEĞET geçirerek atlatan, 15 Temmuz ihanet girişiminde HALK ile müşterek tedbir alan hükumetimizin, bu tehlikeyi de inşaallah hafif sıyrıklarla atlatacağına inanıyorum. Bu konuda eğer elimizden bir şey gelmiyor ise ülkemiz adına lütfen ciddi DUALAR edelim…
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>