A.Raif Öztürk
Sel, Dolu, vs. Afetlerin, Niçini de sorgulanmalı?!
A.Raif Öztürk
A- A A+
Ana Haberlerde: “29 Mayıs 2017 İzmir’de Sel felaketi, 18 Temmuz 2017 İstanbul’da sel, 03 Temmuz 2017 Edirne’de DOLU ve sel felaketi, 4 Temmuz 2017 Trakya’nın birçok yerinde DOLU ve sel felaketi, 27 Temmuz 2017 İstanbul’da DOLU ve sel felaketleri yaşandı” vs. ..diye manşetler geçildi. Bu tür haberler elbette hepimizin dikkatlerini çekti.  
 
Meteoroloji uzmanları tarafından ‘Süper Hücre’, ‘sıcak-soğuk hava tabakalarının birleşmesi’, ‘konvektif sistem’ vb. gibi çeşitli yorumlar yapıldı. Bu felaketlerin teknik açıdan çeşitli isimlerle elbette ilmi açıklamaları olmalıydı ve yapıldı da. Hatta maneviyattan pek nasibi olmayanlardan, bu tür olaylar için “doğanın katliamı, tabiatın öfkesi” gibi basit yorumlara bile rastlandı! 
 
Görünen o ki; hiçbir haber bülteninde, gerçekten de merak edildiği halde, afet ve musibetler hakkında “NASIL” ..dan ziyade “acaba NİÇİN?” sorusuna hiçbir cevap verilmedi. Manevi açıdan tek bir değerlendirme bile yapılmadı. Oysa her bir musibetin NİÇİNİ de sorgulanıp, gerekli tedbirler alınmalı değil miydi?

Her şey sadece maddeden ibaret değil ki! Bir de madde ötesi, yani MANA alemi de var. İnanmamak, bu gerçeklere asla engel değil. Aynen, Galile’nin “..siz bana, ‘dünya dönmüyor dersen, seni idam etmeyeceğiz’, diyorsunuz. Oysa, ben dünya dönmüyor desem de dünya dönüyor” dediği gibi…
 
Bakınız; bizim, her birimizin, Dünyanın, Kainatın, kısacası her şeyin yaratıcısı ve mutasarrıfı olan Yüce Allah cc, En’am Suresi 59. Ayette ne buyuruyor: “… ..O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. ..” 
O halde Yüce Allah bu tür afet ve musibetlere niçin müsaade ediyor veya niçin veriyor? Esasında bu tür afet ve musibetlere, bu açıdan da bakılmalı değil mi?

Bu konuda net bilinen gerçek şudur. Her bir musibetin üç ana sebebi var: 

1. İşlediklerimizden ve yanlış yaşantılarımızdan dolayı insanları İKAZ için. 

2. Yaratılış maksadımız olan SINAV gereği. 

3. Ahiret hayatımıza müspet katkılar sağlamak için… Her maddeyi tek tek özetleyeceğim.  

Mademki Kainatın Mutasarrıfının Sünnetüllahı böyle tezahür ediyor, bizler de her musibet ve afet sonrası, öncelikle birinci maddeyi düşünmemiz lazım. Yani “acaba bizler ne günah işledik ki, bunlar başımıza geldi” diyerek, her afette ve musibette kendimizi sorgulamalıyız. 
 
Bakınız, Şura Suresi, 30. Ayet:  “Başınıza ne musibet ve felaket gelirse, kendi elinizle işledikleriniz yüzündendir. Üstelik günahlarınızın birçoğunu da Allah affeder.” 
 
Yunus S. 24. Ayet.: “… ..Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün ziynet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir (ve malik) olduklarını sandıkları (zannettikleri) bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hale getiririz. ….” 
 
Şimdi lütfen dikkat: Bu ayetin, “(tarla ve bahçe) ..sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir (ve malik) olduklarını SANSIKLARI bir sırada,”… ..kısmı çok önemlidir. 
 
Bu emir, yani afet ve musibet; insanların ürünlerini “ben kazanıyorum”, “benim malım”, “benim mülküm”, “benim tarlam”, “benim ağaçlarım”, “benim evlatlarım” diye sahiplenirken, bunları kendi tasarrufuyla yaptığını zannetmesinden, yani Hakiki Malikin ve Mutasarrıfın Allah cc olduğunu unutmasından dolayı geliyor!... ..buyruluyor.
 
Gerçek şu ki: Herhangi bir meyve için insanın tasarrufu sadece, Allah’ın cc bahşettiği aklı ile düşünerek, O’nun ihsan ettiği gözlerle bakarak, O’nun cc. bahşettiği sağlıklı vücudu ile yine Allah’ın tohumunu, Allah’ın toprağına ekmek ve Allah’ın suyu ile sulamak fiili, sadece bir kaç icraattır. Oysa Allah’ın sadece bu konudaki icraatı ve tasarrufu ise BİNLERCEDİR. 
 
İnsanın bir meyve üzerindeki birkaç tasarrufu nedeniyle, Allah’ın BİNLER tasarrufunu unutması veya YOK sayması ve bu icraatları KENDİNDEN SANMASI, bir nevi şirk değil de nedir? Bakara S., 22. Ayet.: “O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a ŞİRK koşmayın.” (Yani, “Tarlam verdi, ağaç verdi veya ben yaptım”, demeyin!)
 
Lokman S., 13. Ayet.: “Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.” Böyle zulümler de elbette cezaya müstahaktır.
 
Bunları asla tenkit için değil, bu gerçekleri düşünüp, bütün nimetlerin O’nun cc. lütfu ve ikramı olduğunu idrak etmemiz ve bilmeden şirke düşmememiz için arz ediyorum.
 
2. Maddeyi, yani afet ve musibetlerin sınav yönünü Tevbe S. 126. Ayetten öğrenelim: “Doğrusu onlar, her yıl bir veya iki defa (çeşitli belalarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Yine de, ne tevbe ediyorlar ve ne de kendileri ibret alıyorlar!” ..buyuruluyor.
Demek ki diğer bir açıdan da buna, yani sınav yönüne de dikkat edeceğiz ve sabredeceğiz.

3. Maddenin izahı ise: Enfal S., 25. Ayet.: “Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah’ın azabı çetindir.” 

Yani, 1. maddedeki işlenen cürüm ve hatalara karşılık bir musibet geldiğinde, elbette arada masumlar da o beladan zarar görecektir. Masum oldukları halde zarar gördükleri için, onların hakları hiç zayi edilmeyecek. Onlara ahirette tahmin edilemeyecek kadar çok mükafatlar verilecektir. Hatta bir nevi şehitlik mertebesi de bu mükafatların içindedir. 

Çünkü; Allah cc, mutlak ADİL-i HAKİM ve iki cihanın da MALİKİDİR, sahibidir…

Elbette bu mükafatları hak etmenin de bir şartı var: 
Sel, Dolu, hortum, Deprem ve diğer afet ve felaketler geldiğinde, yukarıdaki üç sebebi düşünüp idrak ederek, ‘azami sabır göstermek ve tevekkül etmektir’… Vesselam.

Bunları idrak eden bir mü’min, hem hiçbir musibet ve afetten korkmaz.
Hem Yüce Rabbimizin Celal ism-i Celilini izlerken bile ‘tefekkür sevabı’ kazanır.
Hem de her hangi bir zarar veya ölüm dahi gelse, huzur içinde tevekkül ile sabreder…
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>