A.Raif Öztürk
Her şeyi gösteren Gözlük
A.Raif Öztürk
A- A A+
Bugün nasip olursa, benliğinizde fırtınalar koparacak bir tefekkür deryasına dalmaya çalışacağız inşallah. Düşünce ufkumuzun, tahmin edemeyeceğiniz genişlikte açılacağını umuyorum. Pek tabidir ki şu aşağıda yazılanları çok dikkatli bir şekilde okuyarak idrak edip, titizlikle uygulayabilirsek. Ben kısmen becerebildiğime göre, sizler çok daha iyi becerebilirsiniz, inşallah.  
 
Şimdi öyle bir gözlük icat edildiğini var sayınız ki, siz ne görmek istiyorsanız, size onu göstersin. Hani Rusya’da S.D. Kirlian tarafından icat edilen Kirlian fotoğraf Mk. gibi. Bu fotoğraf makinaları, şu gözlerle göremediğimiz biyoenerji alanları gösteriyor.  
 
İşte bizler de öyle bir GÖZLÜK düşünelim ki, görmek istediğimiz her şeyi göstersin.  
 
Farz edelim ki, bir bakışta insan vücudunun sadece kemik kısmını görmek istesek, tüm iskeleti net göreceğiz. Sadece sinir sistemini görmek istesek, tam bir insan siluetinde bir sinir yumağı göreceğiz. Kan damarlarını görmek istesek, tam bir insan siluetinde bir damar yumağı göreceğiz.

Vücudumuzdaki virüsleri veya mikropları görmek istesek, tam bir insan siluetinde (oğul vermiş arı kovanı gibi) bir virüs ve mikrop yığını göreceğiz. Ruh’umuzu görmek istesek, tam bir insan siluetinde bir RUH göreceğiz. Karşımızdaki insanın bize karşı olan sevgi duygusunu görmek istesek, tam bir insan siluetinde (az veya çok) sevgi hareleri göreceğiz. Bunlar gibi; nefret, kin, düşmanlık, hiddet, ihlas, iman, inkar, vs. duyguları da insan siluetinde göreceğiz.  
 
Şu anda bizim gözlerimizin görme alanı çok cüz’i ve sınırlı olduğundan, biz sadece cismin dış kısmını görebiliyoruz. Oysa her şeyi hiç yoktan var eden Yüce Allah cc, BASİR İsmi Celilinin tecellileriyle bu saydıklarımızı ve bilemediğimiz her şeyi tüm ayrıntılarıyla görüyor ve dilediğine de KADİR İsmi Celilinin tecellisiyle de müdahale edebiliyor.

Yani benim veya sizin 80-100 TRİLYON adet hücrelerimizin her birindeki, milyarlarca ATOMLARIN gravitasyonlarını ve atom çekirdeğinin etrafında saniyede 300 000 Km. hızla dönen elektronları görüyor ve SAMED ism-i Celilinin tecellileriyle, hiç birini aksatmadan döndürüyor ve yönetiyor. Şimdi Yüce Rabbimizin sadece Basir, Kadir ve Samed Esmalarının SINIRSIZLIĞINI biraz olsun idrak edebildik, değil mi?  
 
Yüce Rabbimizin bu Basir, yani görme fiilinin sonsuz ve sınırsızlıklarını bizim idrak edemememizin sebebi; bizlerin görme fiilimizin çok çok cüz’i ve sınırlı olmasından ve O’nu cc, kendimizle mukayese etmemizden kaynaklanmaktadır. Yani bizler çok az görme kabiliyetindeyiz, Yüce Allah cc ise, SINIRSIZ derecede görme kudretine sahiptir.  
 
Şimdi de aynı gözlükle, geniş aleme bir bakalım: O gözlüğü takmadan İstanbul’daki insan kalabalığını gördüğümüz gibi, Cinleri görmeyi arzu edip o gözlüğü taksak, insan kalabalığı gibi kalabalık cinleri ve sosyal yaşantılarını göreceğiz.

Melekleri görmeyi murad edip o gözlüğü taksak, her birimizde mevcut olan hafaza meleklerini, omuzlarımızdaki Kiramen Katibin meleklerini ve yerden göğe kadar her yeri kuşatan Mukarrebun ve İlliyun meleklerini görecektik ve gayri ihtiyari hayretler içinde kalıp “Allahü Ekber” diyerek secde edecektik.  
 
Havada uçuşan Virüs ve mikropları görmeyi istesek, her nefeste yüzlerce virüs ve mikrop soluduğumuzu görecektik. Bilimsel olarak bu rakamlar kesindir ve ispat edilmiştir. Bizler sadece çıplak gözle göremiyoruz.  
 
Havada kesinlikle var olan Esir maddesini, Oksijen, Hidrojen, Azot vs. atomları, X, Gama, Ultraviyole ışınları, ses, Radyo, TV, internet dalgalarını görmeyi istediğimizde ise, her biri için şu boş zannettiğimiz fezada, her birini ayrı ayrı dolulukta ve atmosfer boşluğunu kaplamış vaziyette görecektik ve hayretler içinde kalarak yine “Allahü Ekber” diyecektik.  
 
Aynı gözlükle rüzgarlara, fırtınalara, hortumlara, şimşek çakmalarına, kar ve yağmur yağmalarına baksak; şimşeği, bulutları, rüzgarı, hortumları, kar ve yağmur damlalarını yöneten melekleri de görebilecektik ve gayri ihtiyari yine “Allahü Ekber” diyecektik. 
 
Oysa her şeyi hiç yoktan var eden Yüce Allah cc, BASİR İsmi celilinin tecellileriyle, bu saydıklarımızı ve bilemediğimiz her şeyi tüm ayrıntılarıyla görüyor ve dilediğine de KADİR İsmi celilinin tecellisiyle de müdahale edebiliyor.  
 
İşte Yüce Rabbimiz; Nebi ve Veli dostlarına da mükafaten, bazen eşyaya bu gözle baktırıyor.  
 
Bu nedenledir ki onlar, her yağmur damlasındaki görevli meleği ve onun arkasındaki İlahi KUDRET tecellilerini gördüğünden, “yağmur yağıyor” demiyor, “yağmur yağdırılıyor” diyorlar. Kar yağdırılıyor, rüzgar estiriliyor, şimşek çaktırılıyor vs. diyorlar.

Çünkü “Yağmur yağıyor” ifadesinden, yağmurun kendiliğinden veya tesadüfen yağıyor olması anlaşılıyor ki, bu tevhid inancına uygun düşmüyor. “Yağmur yağdırılıyor” ifadesinde ise yağmurun tesadüfen yağmadığı, Yüce Allah cc. tarafından ve melekleri vasıtasıyla yağdırıldığı vurgulanmış oluyor.  
 
Veli olmasalar da Risale-i Nur Ekolü mensupları da, Risale-i Nur eğitiminden aldıkları İlmelyakin gözlükleriyle bu anlatılanları bilimsel gördüklerinden, onlar da “yağmur yağıyor” demiyorlar, “yağmur yağdırılıyor” demeye azami dikkat ediyorlar. Bizlerin sehven “yağmur yağıyor” vs. dememiz bir alışkanlık ve örfi manada söylendiği için, inşallah belki bir sakıncası yoktur, fakat bilinçli olarak bizler de bu anlayışla “yağdırılıyor” vs. şeklinde konuşmamız, bir nevi ibadet hükmünde olacaktır ve her seferinde bizlere tefekkür sevabı kazandıracaktır.  
 
Nur Suresi, 43. Ayet: “Bilmez misiniz ki, Allah bulutları sürer, sonra onları bir araya getirir; üst üste yığar, sen de onların arasından yağmur yağdığını görürsün. Gökten, içinde DOLU bulunan dağlar gibi bulutlar indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar.

Bu bulutların şimşeğinin parıltısı, nerdeyse gözleri alır!” Ra’d S. 13. Ayet: Ve ra'd (gök gürültüsü) O'na hamd ile (tesbih ederken) , melekler de O'nun korkusundan (yine O'nu) tesbih eder(ler)!

Hem (O,) yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar; böyleyken onlar (hala) Allah hakkında mücadele ediyorlar! Halbuki O Allah, (düşmanlarına karşı) azabı pek şiddetli olandır… 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>