A.Raif Öztürk
Cemaatler ile FETÖ'nün en Bariz Farkı
A.Raif Öztürk
A- A A+
Din ve mukaddesat düşmanları; Fetö’nün ihanetlerini fırsat bilip, tüm dini cemaatlere ve de özellikle Nur talebelerine pervasızca saldırıyorlar. Bazı benzetmeler yaparak, tüm dini cemaatleri ‘potansiyel suçlu’ göstermeye çalışıyorlar. Hem de öyle basit benzetmeler yapıyorlar ki, şeytanları bile şaşırtacak cinsten, akla ziyan benzetmeler!... 
 
Mesela; “fetöcüler de Kur’an okuyordu, namaz kılıyorlardı, oruç tutuyorlardı, Risale okuyordu, mutaassıp görünüyordu, vs. ortak tarafları vardı. Demek ki diğer cemaatler ve Nur talebeleri de potansiyel suçludur” gibi sapık benzetmeler yapıyorlar. Bu benzetmelere safsata denir ve bunlar boş ve temelsiz sözlerle akıl yanıltma demagojileridir. 
 
Eğer bu alçak mantıkla bir mukayese yapılacak olursa, herkes potansiyel suçlu olur.  
 
Mesela: “PKK’lılar, FETÖ’cüler, PYD’liler, DHKP-C’liler, TKP/ML’ler, İBDA-C’liler, HDP’liler, ve tüm diğer terör örgütleri veya yanlıları, tahsillerini ‘aynı TC okullarında’ yapmadılar mı?”  
 
Bu benzeticilerin mantığıyla bakarsak eğer, Tüm TC okullarının POTANSİYEL SUÇLU KAYNAĞI görülmesi gerekmez mi? Bu ne alçakça bir bakış ki, tüm cemaatleri potansiyel suçlu göstermeğe yelteniliyor! Tutmayacağını bile bile, iz bırakmasını kar biliyorlar. Çok yazık!... 
 
Elbette İman ve Küfür mücadelesi kıyamete kadar devam edecek. Ancak bu da insaf ve iz’an çerçevesinde olmalıdır. Böylesine alçakça demagojilerle ve sapık benzetmelerle değil... 
 
İşte bu nedenlerledir ki, bu konularda araştırma yapamayan ve kendi özel işleriyle meşgul olan kardeşlerimizin, bu tuzaklara düşmemeleri için, bazı gerçekleri ifşa etmek bir zaruret haline geliyor. Aslında yukarıdaki mukayeseli izah bile yeterlidir, ancak din ve mukaddesat düşmanlarının bu tür demagojilerine, bazı saf ve temiz kardeşlerimizin de takıldıkları görülmektedir. Bu kardeşlerimizin hatırı için, bu konuda bir sosyoanaliz yaparak, çok önemli bir mukayese ile bazı açıklamalarda bulunacağım. 
 
Ülkemizde; Ehli Sünnet olan Dini cemaatlerin tamamı, Kur’an ve Hadis-i Şerifler (Edille-i Şer’iyye) ışığında hareket ederler. Mezhep ve meşrep farklılıkları ise fıtri ihtiyaçlardan doğduğu için, gayet meşrudur ve zaruridir. 
 
Öncelikle Yüce Dinimiz ‘YALAN’ fiiline nasıl bakıyor? Onu inceleyelim: 
En’am Suresi, 116. Ayet: Eğer yeryüzünde bulunan (insan)ların çoğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. (Onlar) ancak zanna tabi' olurlar ve onlar sadece yalan söylerler. (Bir anlamı da: İnsanlarının çoğu sapıklıklarını, yalan söyleyerek yaparlar, onlara uymayın.) 
 
Nahl S., 105.a.: Yalan uyduranlar, Allah'ın ayetlerine inanmayanlardır; onlar, yalancıların ta kendileridir. (Mefhumu muhalif bir anlamı da: Allah’ın ayetlerine inanmayanlar, genellikle yalan söylerler.) 
 
Casiye, 7.: Her bir yalancının, günaha düşkünün vay haline! 
 
Zariyat, 10.: Kahrolsun o zan ve tahminle yalan söyleyenler! 
 
Mutaffifin, 10.: O gün, (Kıyamet ve mahkeme-i Kübra’da) vay haline yalancıların!  
 
Bir Hadis-i Şerif: Sahabeler Hz. Muhammed’e SAV sorarlar. Ya Rasülellah, bir mü’min içki içebilir mi? “Nefis ve şeytan herkese musallat olur, bir an boş bulunup içerse de hemen tövbe eder”. Sorular peş peşe gelir: Kumar oynaya bilir mi? Zina edebilir mi? Vs. sorulara hep aynı cevabı verir. Ancak bir mü’min YALAN söyleyebilir mi? ..sorusunda Allah Rasülü hiddetlenir ve “Bir Mü’min yalan söyleyemez” buyurur. Yani yalana hiç müsamaha yok...  
 
Şimdi siz düşününüz. Ehl-i Sünnet bir cemaat mensubu, bütün bunları bilirken ve inanırken, hiç yalan söyleyebilir mi?  
 
Şimdi dönelim konumuza: FETÖ mensupları, tüm halkımızı yalanlarıyla 40 yıl kandırmadılar mı? Hadi diyelim ki, o günlerde onlar da liderleri, abileri ve ablaları tarafından öyle inandırıldı. Şimdiki yargılanma sırasındaki savunmaları, sırf YALAN üzerine değil mi? İkiyüzlülük ve takiyye üzerine değil mi?  
 
FETÖ dışındaki diğer teröristler bile yalana pek tenezzül etmiyorlar. Dik duruyorlar ve davaları batıl bile olsa, “cezanız ne olursa olsun” diyerek davalarını savunuyorlar. Ya da pişman oluyorlar. Fetöcüler ise Pensilvanya’dan aldıkları talimatlara göre sınırsızca yalan söyleyerek, alçaldıkça alçalıyorlar. Hatta öyle bariz yalan söylüyorlar ki, cümle aleme maskara oluyorlar. İhanetleri akıllarına perde olduğu için, bunun farkına bile varmıyorlar…  
 
Bediüzzaman Hz. boşuna; "Malumdur ki, ala (yüksek değerli) bir şey bozulsa, edna (düşük-basit) bir şeyin bozulmasından daha ziyade bozuk olur. Mesela, nasıl ki süt ve yoğurt bozulsalar yine yenilebilir. Tereyağı bozulursa, zehir olur. Aynen bunun gibi; gayri Müslim bozulursa, diğer sıfatlarından ve fiillerinden istifade edilir, ancak Müslüman bozulursa zehir olur, münafık olur. Artık hiçbir işe yaramaz.” ..buyurmamış. 
 
İşte Ayetlerle bildirilen ulvi nedenle; Nur Talebeleri idam ile yargılanırken bile, asla yalan söylememişler. Nur talebesi Binbaşı Asım Beyden bir örnekle konumuzu noktalayalım:  
 
Asım Bey 1935 Nisanında Eskişehir hadisesi dolayısıyla, Isparta’da mahkemeye celp edilmiş. Mahkemede sorgulanırken, “Her şeyi dosdoğru söylesem ki, bu mahkeme heyetinin art niyeti bellidir. Belki sevgili Üstadıma zarar gelebilir. <> diye öğrendim, asla yalan söyleyemem. Yalan söylememek için şu an ölmeliyim” arzusuyla’, Cenab-ı Hakk’tan o anda ıztırar lisanıyla tekrar tekrar “Ya Rabbi şu anda canımı al!” diye niyaz ederken, hemen oracıkta ruhunu Rahman’a teslim etmiştir. Ertesi günkü malum gazeteler ise; “Bir mürteci ifade verirken öldü.” Diye manşet attılar. (Bu gazeteler halen, İ.İ.K.V. Rüstempaşa Müzesinde sergilenmektedir.)  
 
Şimdi; diğer cemaatlerle veya Nur talebeleri ile FETÖ sanıkları arasındaki bariz farkı gördünüz mü? Elbette; siyasete ve hükümete talip olma, ihanet, soru çalma ve yandaşlarına servis etme, mahremleri dinleme, kayıtlarla tehdit, kendi devletini dış şer güçlere gammazlama ve casusluk vs. suç artıları da asla unutulmamalıdır. 
 
NOT: Bu konuda ya geniş kapsamlı birkaç makale yazılabilir. Veya başlı başına bir kitap yazılabilir. Bir köşe yazısına ancak bu kadar özetleyebildim. Azdan, çok istifade niyazıyla… 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>