A.Raif Öztürk
Akıl Tutulması ve Aklı Etkileyen faktörler
A.Raif Öztürk
A- A A+
Akıl nedir?
Lügatlerde akıl; düşünme, kavrama, anlama yetisi. 
Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür.  
Akıl; engellemek, alıkoymak, bağlamak anlamlarına da gelmektedir.
 
Malumdur ki, kainat içindeki canlılardan sadece insana akıl verilmiştir. Sebebinin de Yüce Rabbimiz ve O’nun elçilerinin bildirdiklerine göre, ‘her insanın SINAVA tabi tutulduğu için’ verildiğini anlıyoruz. Bu nedenle de ‘aklın en önemli kullanım alanının, bu sınavı mutlaka kazanmak ve asla kaybetmemek adına olduğu’, çok net anlaşılmaktadır. Fakat ben dahil (bazı müstesna şahitleri tenzih ederek) hepimiz bu zorunluluğu maalesef idrak edebilmiş değiliz. 
 
Şu yazıyı okurken olduğu gibi, biraz üzerinde duruyor gibi oluyoruz, hemen çevremizdeki olaylardan etkilenip, gevşeyiveriyoruz… 
 
Bu gevşemenin en önemli sebebi ise aklın, aynen bir pusula gibi hassas oluşudur. Yani, bir pusulanın görevi nasıl ki bize doğru yönü göstermek olduğu halde, yakınında ve çevresindeki manyetik alanlardan veya metal alanlardan etkilendiği zaman, doğru yönü asla gösteremez. Bizi yanlış yöne sevk eder. 
 
İşte aynen bunun gibi akıl da böyle etkilenmelere açıktır ve çok müsaittir. 
 
Fakat manyetik alandan değil de Şeytanın ve Nefsimizin vesvese ve fısıltılarından etkilenir, çevredeki yaşantılardan etkilenir. 
 
Yani akıl, o pusula gibi metalden veya manyetik alandan değil, kötü arkadaşlardan, TV dizi ve programlarından, internetten, sevdiği ve saygı duyduğu kişilerden, artistlerden, futbolculardan ve varlıklı kimselerden de etkilendiği zaman, doğru yolu bulamaz. Hatta şeyhinin sigara içişini bile meşru görüp, sigara içmediği halde maalesef “şeyhimin sünneti” diye sigaraya başlayanları da çoklukla görebilirsiniz. 
 
Daha ileri gidip arz edeyim ki, şeyhi veya idol olarak seçtiği bir kişi, bir başka kişiye veya kuruma beddua ediyorsa, o kişinin aklı da bundan etkilenerek, daha önce masum gördüğü o kişiye veya kişilere beddua veya buğz edebilir. Yani o durumda da akıl asla doğruyu gösteremez. Bu gerçeği Yüce Rabbimiz A’raf S., 30. Ayette şöyle açıklıyor: “…onlar Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdir; hala da kendilerini doğru yolda sanırlar….”
 
Bir başka güncel ve özet ifadeyle; AKIL TUTULMASI sebebiyle, aynen o pusula gibi doğru yoldan sapılabilir. Farkına varılmaz ise ebedi felaketlere duçar olunur… 
 
Peki, “bu tür tehlikelerden kurtulmanın ve korunmanın çareleri var mıdır ve nelerdir?”. İşte bu çok önemlidir. 
Öncelikle yukarıda kısmen arz edilen, aklın etkilendiği alanlardan zinhar kaçmak ve kurtulmak şarttır. İslam tarihindeki “Mescid kuşu Salebe veya İsm-i Azama mazhar olduğu halde, bedduaları sebebiyle Kur’anda (A’raf S. 175-176. Ayetlerde) Lanetlenen Belam Bin Baura” gibi gerçek örneklerden ibret alarak, kendimize çeki düzen vermemiz şarttır. (Bu konuda daha geniş bilgi için, internette bu isimleri sorgulamanız yeterlidir.)
 
Bu şartları yerine getirebilmemiz için de, aşağıda arz edilen Nisa-136. Ayetin ışığında, gerçek ilimlere müracaat edilmelidir. Yani şu kıssadaki gibi bilinçli olmalıyız. 
 
İmam Rabbani bir Ramazan günü kızgın çölde ilerlerken, susuzluktan çok muzdarip ve bitkin kaldığı bir zamanda “Ey Rabbani kulum, oruç senin üzerinden sakıt oldu” (üzerinden bu farz kalktı) anlamında bir nida işitir. 
Hemen ilmine, dini bilgisine müracaat eder ve böyle bir hükmün Allah Rasulüne SAV bile uygulanmadığını düşününce, o nidaya şöyle cevap verir. 
 
-“Git ey mel’un şeytan, beni kandırmazsın” diyerek bu vebalden ve tuzaktan kurtulur. Yani şayet o ilmi ve dini bilgisi imdada yetişmesedi, o tuzağa düşecekti. 
 
Buradan da ‘her birimize Din ilminin niçin farz oluşunun hikmeti’ de anlaşılıyor. 
 
Yüce Rabbimizin biz iman edenlere; Nisa suresi, 136. Ayetiyle bizlere: “Ey iman edenler, Allaha, Rasülüne ve Kur’ana iman edin,” ..hitabının, “iman ilminizi sürekli takviye edin” anlamına geldiği de aşikardır. Yoksa hem “iman edenler” diye hitap edecek, hem de iman ettiklerini bile bile “iman edin” diyecek, olacak şey mi bu?...
Yüce rabbimiz şöyle buyuruyor: 
 
“Kime hikmet (ilim) verilmişse, ona büyük bir hayır verilmiştir.” (Bakara S. 269. Ayet.) 
Bilvesile; Ramazan bayramınızı Can-u gönülden tebrik ve tes’id eder, tüm sevdiklerinizle birlikte sağlıklı ve mutlu ömürler niyaz ederim. Bu Bayramın, tüm İslam alemi için; 
 
ittifaka, birlik ve beraberliğe, barışa, huzura, kalkınmaya, bol ve helal kazançlara, dayanışma ve güç birliğine, 
Dünya ve Ahiret saadetlerine vesile olmasını niyaz ederim…
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>