A.Raif Öztürk
15 Temmuz İhanetinin Dramatik Özeti
A.Raif Öztürk
A- A A+
Bu hain darbe girişiminin, benim ve tüm ehl-i imanın ağrımıza giden ve asla kabullenemediğimiz birçok yönü vardır. Ben birkaçını arz edeceğim, siz kendi bildiklerinizle devam edersiniz. Şöyle ki:
 
15 Temmuz HAİN darbe girişiminin dini bir zeminde oturtulmuş (veya öyle gösterilmiş) bir yapı tarafından, gelmiş geçmiş iktidarların içinde en dindar bir kadroya karşı yapılmış (veya yaptırılmış) olması, gerçekten ağrımıza gitmektedir.
Üstelik de bu iktidar tarafından, “Ne istedilerse verilen” kişiler tarafından ve bu isteklerini kendilerine “Alnı secdeye gelen kişiler” oldukları için veren siyasi kadroya karşı gerçekleştirilmiş olmaları, tüm aklıselimi kahretmektedir.
 
Ayrıca, bu sinsi kadrolaşmaları fark ve ikaz eden kişileri de, “M. Moğultay’ın yerleştirdiği LAİK ve komünist kişilerin yerine, imanlı kişilerin geçmesini siz istemez misiniz?” aldatmacalarıyla, tüm vatan evlatlarını enayi yerine koymuş olmaları da çok ağırımıza gidiyor…
 
Hükümetler ve özellikle bu iktidar, bu ihanet şebekesinin masum yüzlü sinsi canilere, “yurt dışında Türk okulları açıyorlar, nesillere sahip çıkıyorlar, güzel işler yapıyorlar, aradığımız kadroları bunlar yetiştirmiş” diyerek, “alnı secdeli insanlar” hüsnü zannıyla bakmamış mıydı? Millete, devlete, vatana, bayrağa bu şekilde sinsice ve adice ihanet edebileceklerini akıllarının ucuna bile getirmemişlerdi. Bu sinsi kadroyu o gün şikayet eden laiklere ise sırf din ve mukaddesat düşmanlıkları nedeniyle ve bunları da “İRTİCA TEHLİKESİ” diye şikayet ettiklerini bildikleri için, adli makamlar bile o gün inanamamışlardı.

Bu gün ise bu ihaneti bahane eden o mukaddesat düşmanlarının; “..bak biz bunların tehlikeli olduğunu size 15 sene önce söylerken, siz onları savunuyordunuz. Biz haklı çıktık” demeleri de ağırımıza gidiyor. Oysa o zaman bu cemaatin tehlikeli olduğunu söyleyenler, bugün tam tersine o hainleri ölesiye savunur oldular. Bu ne iki yüzlülüktür ve ne yaman bir çelişkidir?...

15 Temmuz HAİN darbe girişiminin; “cemaat” kelimesini, inançlı kişilerin güvenilirliğini, Din, iman, imam, hizmet, dershane ve kardeşlik gibi tüm mukaddes kelimelerimizi istismar ederek tırpanlaması ve ayaklar altına alması, hepimiz kahretmektedir.
Bu mukaddes kelimelerin, bu hainler tarafından istismar edildiğini fark edemeyen, araştırmadan yoksun olan masum halk, maalesef bu mukaddes kelimelere de bugün şüphe ve şaibe ile bakar olmuştur. Bu da tüm masum mü’minleri kahretmektedir…
 
Bunu fırsat bilen Din düşmanları ise “mademki en büyük ve en güvenilir bir cemaat bu ihaneti işlemiştir. Öyleyse tüm cemaatler devlet aleyhine bir potansiyel suçludur” diyerek, dinimize, masum ceaatlerimize ve mukaddeslerimize saldırmaya, hatta yargıyı ve emniyeti kışkırtmaya başlamışlardır. Bu durum da hem istismar bakımından, hem de hainlerin bıraktıkları kötü imaj bakımından çok üzüntü vericidir. Bu vebal bile onlara yeter.
 
15 Temmuz'un bir yönüyle “İHANET”i sembolize etmesi, diğer bir yönüyle de “İhanete karşı duran cesur, uyanık bir milletin direnişi ve şahlanışı” sembolize etmesi, gerçekten çok anlamlıdır. Bu bakımdan, ne bu sinsi İHANET unutulmalı, ne de bu ihanete karşı duran şu cesur ve uyanık bir milletin direnişi ve şahlanışı unutulmalı ve unutturulmalıdır.
Bu nedenlerle, bu 15 Temmuz kutlamaları çok çok önemlidir…
 
Bir de şu husus asla unutulmamalıdır: Ki, o gece hainlerin belini kıran bütün tevafukların, kesinlikle bir İNAYET-İ İLAHİYE (yani Allah’tan yardım, ihsan, lütuf, kollama ve kayırma) olduğu kesindir ve aşikardır. Yüce Rabbimizin kalplere nasıl hükmettiği de; akl-ı selim halkın zerre kadar korku, tereddüt ve endişe göstermeden tam bir cesaretle şahlanmasından ve zerre kadar geri adım atmadan direnişlerinden, “İnayet-i İlahiye” çok net anlaşılmaktadır…
***
 
Diyanet İşleri Başkanlığının "Salaların Şahit Olduğu Direniş: 15 Temmuz" başlıklı 14 Temmuz 2017 Cuma hutbesi de yukarıdaki ifadelerimizi tamamen doğrular mahiyettedir.
• O hutbeden birkaç paragraf ekleyerek, özetlememizi noktalıyorum:

Aziz Müminler!...  
. ..Zihinlerimizden asla çıkartmamamız gereken diğer bir husus da, o gece maruz kaldığımız ihanet ve işgal teşebbüsünün, maalesef DİN KİSVESİ altında yapılmasıdır.
15 Temmuz gecesinde şahit olduk ki, suret-i haktan (dindar ve vatansever) görünerek, 40 yıl boyunca bu milletin dinini, imanını, değerlerini, duygularını, zekat, sadaka ve yardımlarını istismar eden bir ihanet şebekesi, milletimizin varlığına kast etti.
 
15 Temmuz’da hepimiz şahit olduk ki, aziz milletimiz, devlet büyüklerimizin çağrısıyla kendi vatanını, hakkını, hukukunu, özgür iradesini, istiklal ve bağımsızlığını savunmak için dilinde tekbir, kulağında sala sesleri, kalbinde şehadet arzusuyla meydanlara akın etti.
 
O gece aziz milletimiz, İstiklal Marşımızın “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım. /
Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım” dizelerinde ifade edilen o muazzam ruhu bütün dünyaya bir kere daha gösterdi.
Bilhassa gençlerimizin “bismillah” diyerek abdestlerini alması, “şehadet getirerek” evlerinden ayrılması, “Allahu Ekber” nidalarıyla yollara düşmesi, milletimizin istikbali açısından en büyük UMUT olmuştur.
 
O gece ve sonraları, Dünyanın bütün mazlumları, mağdurları, mahrumları, muhacirleri, göçmenleri, milletimize dualar ettiler. “İslam ümmetinin son kalesi düşmesin” diye secdeye kapanarak gözyaşı döktüler.
 
İşte bunun için 15 Temmuz’un sene-i devriyesinde millet olarak bize düşen en önemli vazife, Allah’ın Lütuf ve İnayetini, Rahmet ve Nusret’ini asla unutmamaktır. Bu büyük badireyi omuz omuza atlatmış müminler olarak üzerimize düşen, Yüce Rabbimize olan hamdimizi, senamızı, şükrümüzü, secdemizi hiçbir zaman eksik etmemektir.
 
Bu tür ihanet ve kötülüklere bir daha maruz kalmamak, maslahat (iyiliğe sebep olan ve din açısından muteber olan işler) rengine bürünmüş mefsedet (yani; bozgunculuk, fitne ve fesatçılık, münafıklık, ihanet vs) hareketlerine boyun eğmemek için GERÇEK BİLGİ ve hikmet yolundan ayrılmamaktadır… (Bu son paragraflar D.İ.B. Hutbesinden.)
 
Yüce Rabbimiz; şu Cennet misal ülkemize; asırlardan beri ağız şapırdatan şer müttefik ülkelerin teşvikleriyle (hatta satın almalarıyla), ülkemizin çeşitli mihraklarına sinsice yerleşerek kendi halkına İHANET edilmesine, bir daha asla fırsat vermesin, inşallah… Amin.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>