Abdurreşid Şahin
Tırtıl Ölünce Kelebek Doğar
Abdurreşid Şahin
A- A A+
Bir varmış, yok yokmuş. Allahın yarattıkları da, bir hayli çokmuş. Çokta ne demek canım, sayısı bile yokmuş.

Bu çoklar içinde minicik mi minicik bir tırtıl varmış. Bu tırtılcık bir dut yaprağının koynunda dünyaya gelmiş. İyiki de gelmiş.

Neden mi? Hele biraz sabredin bakalım hikayeyi okuyunca anlarsınız. Neyse hikayeye devam edelim. 

Tırtıl dünyaya gelmiş, Hoş gelmiiiş, safalar getirmiş. Dut yaprağı beşik olmuş, rüzgar nini söylemiş.

Uyumuuş büyümüüş, kocaman bir tırtıl olmuş.  Ekmek elden su gökten, yanıcığında yiyeceği, yemiş yemiş semirmiş. 

Sonraları sıkılmış. “Hep böyle yatmakla olmaz biraz dolaşalım çevreyi keşfe çıkalım” demiş.

Çıkalım çıkmasına da yürüyecek ayak nerede. Allah pek yanlış yapmaz ama! “Hayırdır inşallah!” demiş. Ikınmış sıkınmış bir de bakmış ki yürüyor. Ön tarafı sabitle. Şimdi poponu öne çek, göbeği yukarı kaldır. Haa şöyle. Şimdi de ön taraf tekrar ileri. Tamam, oluyor galiba. “Ehh biraz zor oluyor amma olsun, yine de yerinde saymaktan iyidir” demiş, yaprağı arşınlamış. Az gitmiş uz gitmiş.

Yeşillikte düz gitmiş. Bir de bakmış ki bir yaprak boyu yol gitmiş. Yaprağın kenarına geldiginde bakmış şöyle etrafına. “Aman Allah’ım, oda ne!” yüksek mi yüksek bir yerde gezermiş. Baş dönmüş göz kararmış. Üstelik ayagı da kaymış.

“Hophophop…  Aman dikkat... Ha şöyle. Oh be! Az daha düşüyorduk canım” demiş. Neyse kıl payı atlatmış bu seferlik tehlikeyi. 

Yine de yılmamış yıkılmamış. Bir yandan dut yaprağı yerken bir yandan da ağacı keşfetmiş. 
 
Bir gün yine yaprağın kıyısında dolaşıken. Aşağıya şöyle bir bakıvermiş. Niye mi? Merak işte niye olsun. Bakıvermiş amma… rüzgarı da hiç hesap etmemiş. Hoooop küüüt...

Kendini ağacın dibimde bulmuş. “Eyvah! Şimdi ne yapacağız. Evden yittik gayrı” demiş. Düşünmüş taşınmış birde ne görsün. Etrafında kendisi gibi düşen bir sürü tırtıl yokmuymuş.

Bakmış, onlar tıpış tıpış yürüyerek ağaca tırmanıyorlar, O da başlamış tırmanmaya. Ne de olsa dünya işte, inişi çıkışı olmadan olmazmış yani. Tırmanmış tırmanmasına ama imanı da gevremiş hani.

Ortayı kaldır. Arkayı topla. Ön taraf ileri. İstanbul trafiğinde yol alan körüklü otobüs mübarek. Git git bitmiyor. Keskin ağaç kabukları arasında ilerle. Bu sırada deriyi de çizdirme hani. Sol geniş dala sap. İnce yollarda yürü. Yaprak sapı köprüsünü geç. Oh be! Nihayet vardık yuvaya. Bu dünya hayatı pekte zahmetliymiş canım. Üstüne üstlük insanlar bunca eziyetin için de birde ayrılık acısı çekiyorlar.

Eee akıl olunca kurcalayıp işin ıcığını cıcığını çıkarıyorlar canım. Bir de başlarına olmadık belalar sarıyorlar. Kaprisler, hırslar, kıskançlıklar, gurur, çekememezlik, kin, intikam, düşmanlık. Neyse canım işimiz insanların gıybetini yapmak değil. Şu yazarlar da yok mu hani taş atmak için her fırsatı kullanırlar.  

Şunun şurasında çektiğimiz küçük eziyeti anlatıyorduk. Hemen sokuşturmalar. ‘Biz de şöyle çektik, böyle kazıklar yedik.’ bana ne kardeşim. Şükür ki insan olmamışım canım. Vallahi bu insanların işine akıl ermez doğrusu. Hem suçlu, hem güçlüler.”

İşte bizim tırtılın hayatı aşağı yukarı bu minvalde geçip gidiyormuş. Bir gün iniş çıkışlardan, düşüş kalkışardan bir hayli yorulmuş başlamış şikayet etmeye.

(İnsana mı çekmiş ne!)  “Ey Allah’ım, gerçi senin hikmetinden sual olmaz amma, ne diye bunca zahmeti çektiriyosun bilmem. İnip çıkmaktan düşüp kalkmaktan yoruldum. Şöyle kuşlar gibi iki çift kanat takamaz mıydın canım. Hani şöyle rahat rahat inip çıksak, gökte uçup şiir yazsak. Havalarda süzülsek. Çiçekten çiçeğe konsak. Hem  biz rahat ederdik,  sende şikayet dinlemekten kurtulurdun.” Demiş.

Meğer YUKARI’daki de tırtıldan bunu bekliyormuş. İsteyin de vereyim diyormuş. Hoş tırtılınki de biraz edepsizce olmuş ama olsun, Allah’ın rahmeti çoook mu çokmuş. “Büyüklük zaten bizde; verelim şu garibana bir müjde” demiş ve bir elçisini tırtıla göndermiş.

Elçi ona “İstediğin sana verilecek ama senin de yapman gerekeler var” demiş. “De bakayım” demiş tırtıl “nedir yapmam gerekenler?” Elçi: “bir ağ örüp  içine gireceksin, sonrada ağzını kapatıp uzun bir uyku çekeceksin.” diye yanıtlamamış mı tırtılı.

Tırtıl da “kısaca kefene sarılıp öleceksin desene sen şuna.” Diye kızmış.

Elçi de: “sen bilirsin demiş. Nasıl olsa eninde sonunda öleceksin. Pisipisine toprağa girmektense biraz zahmet çekip kelebek olmak var işin içinde.

Paşa keyfin bilir. İki kanadın yanında, cennet manzaralı çiçek evler de bonus. Kaçmaz fırsat.

-Bakın hele şu elçinin konuşmasına nasılda sokak ağzıyla konuşuyor hiç yakışıyoor mu canım. Neyse neyse biz işimize bakıp hikayeye dönelim- 

“Başka çare yok.” diye düşünmüş tırtıl. “Olur” demiş yarım ağızla.

Elçi: “bu hayvanlarda ne kadar nankör oluyorlar canıım. Hiç yoktan rengarenk iki kanat üstelik sayısız güzellikte çiçek gezintisi, yine mırın kırın...

Hem isterler hem zahmetsiz olsun derler. Yok, öyle üç kuruşa beş köfte. Her nimetin bir külfeti var canım.

Neyse elçi diyeceğini demiş. Tırtılı kararıyla başbaşa bırakmış.

Tırtıl da: “Tüm evreni yoktan yapan, elbette vereceğim dediyse verecektir canım. Biz işimize bakalım. Örelim şu kefeni de uykumuza dalalım.” 

Tırtıl ağını örmüş,  sonra içine girmiş. Uzuuun bir uyku çekmiş. Uyanınca da gözlerine inanası gelmemiş. İki yanda dört bölmeli güzel mi güzel, şirin mi şirin kanatlar. İki uydu anteni, parlak renkli kocaman gözler. Filinta gibi bir vucut. Üstelik bir de ayaklar. Oooh daha ne olsun ki. O şükretmesin de kim şükretsin canım. Kaldırmış kafasını “Yaptın yine yapacağını. Sana da yakışır canım” demiş ve başlamış uçmaya.

Keyfine de diyecek yokmuş hani. O çiçek senin bu çiçek benim; her çiçeğin keyfini sürmüş, çokça şükretmiş. 

Derken bir gün ağlayan bir çocuğa rast gelmiş. Meğer çocuğun babası vefat etmişmiş. Tırtıl acımış garibana. Ona kendi hikayesini anlatmış. 

Sonunda çocuk sormuş: “Söyler misin kelebek kardeş insan ölünce ne olur?

Kelebek cevap vermiş: “Orasını Allah bilir ama ben biliyorum ki TIRTIL ÖLÜNCE KELEBEK DOĞAR.  Üzülme , vakti gelince sen de uçarsın, babana kavuşursun” demiş. Başka da bişey dememiiiş. Hemi gerçek hemi doğru. Bu hikaye de burada bitmiş.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>