Abdurreşid Şahin
Şefkatin yüreğinde gülümseyen Reşha
Abdurreşid Şahin
A- A A+
ŞEFKAT BU sabah da güneşi erkenden uyandırmıştı. Baharın sıcaklığını kalbinde hissetmek için güneşin yükselmesini bekledi. Perdeyi araladığında odasının içine ışık huzmeleri doluştu. Şefkat bu sevimli ziyaretçiyi tebessümle ağırladı. Yüzü yeni günün aydınlığıyla parladı. Güneşin sıcaklığını tüm bedeninde hissetmek için hemen dışarıya fırladı.

- Merhaba ey yeni gün. Merhaba sabahın Rabbinin şefkatini gülümseyen parlak tebessüm, diye karşıladı yeni günü. Sonra güneşin rengiyle boyanan bahar çiçeklerine selam vermek için bahçeye yöneldi. Koşarken bir su birikintisi dikkatini çekti. Suyun yüzeyinden salına salına buharlar yükseliyordu. Bir müddet havaya uçuşan meleklere benzettiği kabarcıkları hayranlıkla seyretti. Sonra az ileride otların üzerinde parıldayan su zerreciklerini görünce çok şaşırdı. Gerçekten muhteşem gözüküyorlardı. Sanki otlara, parıldayan renkli meyveler takılmış gibiydi.

Şefkat büyülenmişçesine yedi renkli şebnemcikleri seyrederken yanına gelen Kibir'i farketmemişti.

- Hayrola nereye bakıyorsun öyle garip garip. Ne var orada? Sözüyle irkildi Şefkat. Yanına gelen arkadaşını görünce paylaşmak istedi duygularını.

- Baksana otların üzerindeki parıltıcıklar ne kadarda güzel görünüyorlar. Sabahın Rabbi bize minik tebessümlerle gülümsüyor sanki.

Kibir alay edercesine güldü ve

- Sen gerçekten de çok safsın, onlar basit kabarcıklar sadece. Hem neresi güzel bunların, dedi ve onu kızdırmak istercesine otları ayağıyla ezmeye başladı. Şefkat Kibir'in bu hareketine anlam veremedi. Ona karşı koymaya çalıştı. Fakat Kibir daha da azgınlaştı. Otları iyice çiğnemeye başladı.

- Parıltıymış, tebessümmüş, ne saçma şeyler. Altı üstü değersiz su parçaları bunlar. Ne kadar da aptalsın.

Yüzündeki korkunç ifade şefkati ürküttü ve ağlayarak eve gitti. Bundan böyle Kibir'le arkadaşlık etmeyeceğine dair yeminler etti.

O gece Şefkat garip bir rüya gördü. Büyümüş ve anne olmuştu rüyasında. Bir de küçük çocuğu vardı. Adı Reşha'ydı bebeğin. Rüyada başka bir mekana geçti Şefkat. Şimdi de Kibir'i görüyordu. Kibir ülkenin kralıydı ve uykusundan dehşetle uyanmış etrafındakilere emirler yağdırıyordu. Bilginlerin, kahinlerin ve sihirbazların derhal toplanmasını emretti. Bilginler, kahinler ve sihirbazlar kralın etrafında toplandılar. Elpençe-divan beklemeye başladılar. Kral gördüğü rüyayı anlattı onlara. Rüyasında dev bir su damlacığı görmüştü. O dev su damlacığı semadan yerdeki sarayına doğru gittikçe daha da parıldayarak iniyordu. Sonunda parıltı sarayın üstüne düşerek sarayı ve içindekileri yakıp kavurup saltanatını tarumar etmişti. Kral rüyasını anlatırken bile soğuk terler döküyordu. Huzurundakilere derhal rüyasını yorumlamalarını emretti. Orada bulunan herkes düşünüp taşındılar, tartışıp danıştılar sonunda krala:

- Haşmetli kralımız; bu günlerde Reşha adında bir çocuk doğacak. Eğer siz o çocuğu bulup yok etmezseniz o büyüdüğünde sizi ve saltanatınızı helak edecek, dediler.

Kral hemen askerlerini çağırarak,

- Derhal bütün ülke aransın ve yeni doğan Reşha adındaki bütün çocuklar öldürülsün, diye emirler yağdırmaya başladı. Ve bütün ülke didik didik aranmaya başlandı. Haber Şefkat'in de kulağına ulaştı. Şefkat çocuğunu kundaklayarak evden dışarıya fırladı. Gizlice şehri terk etti. Padişahın askerlerine Şefkat'in bir çocuğu olduğu haberi çoktan ulaşmıştı. Askerler her yerde Şefkat'i ve çocuğunu arıyorlardı. Sonunda onun deniz kıyısında bir mağarada saklandığını öğrendiler ve derhal oraya yollandılar. Şefkat askerlerin ayak seslerini işitebiliyordu. Dehşete kapıldı. Kendisi için endişelenmiyordu fakat Reşha'nın başına bir şey gelirse yaşayamazdı. Onu canı pahasına Kibir'in askerlerine karşı koruyacağı kesindi. İçinden bir ses onu sahile doğru koşmaya sevk etti. Sahilde denizin üzerinde kocaman bir su kabarcığı gördü. O sırada askerler de onu fark etmişlerdi. Hemen onun çevresini sarmaya başladılar. Denizdeki kabarcık Şefkat'e, çocuğu bana ver, diye seslendi. Şefkat bunu ilahi bir yardım olarak algıladı ama çocuğundan ayrılmak da zor geliyordu.

Bu arada da Kibir'in azgın askerleri halkayı giderek daraltıyorlardı. Şefkat kararını verdi ve suya girerek, kabarcığın kucağına bıraktı Reşha'yı. Kabarcık Reşha'yı sarmaladı ve o sırada esen bir rüzgar uzaklaştırdı sahilden Reşha'yı. Askerler yetişip ardından ok ve mızrak attılar fakat Reşha çoktan okyanusta gözden kaybolmuştu bile. Askerler nasıl olsa koca okyanusta boğulup gider diye kendi kendilerini teselli ettiler. Krala da Reşha'nın boğulduğu haberini verdiler. Kral Kibir derin bir nefes aldı. Artık saltanatı emniyetteydi.

Kabarcığın içindeki Reşha ise bulutlu bir havada dalgaların çalkantıları arasında bir müddet daha yol aldı. Sonra dile gelerek:

- Ey bu hadsiz ummanın sahibi. Gördüğün gibi ben aciz ve zayıfım. Kendimi koruyacak ne bir gücüm ne de yardımcılarım var. Beni bu dalgalı ve sınırsız ummanda senden başka kim koruyabilir ki, diye yakarmaya başladı. O sırada göğün karanlık perdesi açıldı, güneşin parıltılı huzmeleri kabarcığın içindeki Reşha'yı okşamaya başladı. Sıcaklığın etkisiyle kabarcık Reşha'yla birlikte buharlaşarak yükseldi. Ve Reşha bir müddet sonra ışık huzmelerinin içinde kaybolup gitti. Güneşin kollarında güneşi gösteren bir parıltı olup yükseldi.

Derken Şefkat uyandı kan ter içindeydi. İçinde garip bir his vardı. Hem sevinçli hem de üzgündü. Sevinçliydi çünkü Reşha zalimlerin elinden kurtulmuştu. Endişesi ise Reşha'ya ne olduğunu bilememesindendi.

Sanki gördüğü rüya değil de gerçekti. Uzun süre yatağında bekledi. Rüyasını yorumlamaya çalıştı. Reşha'yla ilgili hayaller kurdu. Sabah heyecanla annesine anlattı rüyasını. Ve annesine sordu.

— Anneciğim sence Reşha nerdedir şimdi.

Annesi:

— Bazıları yüce bir dağın tepesinde kadife renkli gülün kıvrımlarında olduğunu söylerler. Ve o güle dokunan herkes Reşha'nın sıcaklığını teninde hissedermiş. Kimileri de Reşha'nın Zühre adındaki o gülün dudağına kondurulan katrenin kalbinde saklandığını söylerler. Kim geceleyin o katreye bakarsa Reşha dolunayın parıltılı nuruyla gülümsermiş ona. Ve bazıları da çocukların veya çocuk gibi kalbini saf tutanların yüreklerinde saklı olduğunu söylerler. Kim kalbini kibirden arındırır ve de kendi başına bir hiç olduğunu bilirse Reşha onun gözünde, sözünde ve özünde gülümsermiş.

Annesinin anlattıklarını dinleyen Şefkat hemen pencereye koşmuş. Perdeyi araladığında bir ışık huzmesi gözlerinden süzülerek kalbine dokunmuş. Ve Şefkatin gözlerine bakan annesi onun göz bebeğinde Reşha'nın parıltılı tebessümünü okumuş.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>