Abdurreşid Şahin
Bir Hadis Masal Diyarında
Abdurreşid Şahin
A- A A+
Evvel zaman içinde belki şu an içinde, alemde ne var ise hepsi insan içinde. Dürmüş mevlam alemi koymuş yürek içinde. Mekan zaman iç içe her şey bir an içinde. Anlayana da nice meseller var bu masalın içinde.

Evvel, zamanın içinde; ahir, zaman dışında bir Sultan varmış. Bu sultanın çok uzak diyarda saadet sarayı adında akılları hayran, kalpleri meftun bırakan bir sarayı varmış. Sultan tebasını çağırarak bu saraya halife seçeceğini söylemiş. Tebaası içinde 5 zümre bu makama talip olmuş.

Sultan her zümrenin liderlerini yanına çağırmiş ve kazanmak için ne yapmaları gerektiğini onlara bildirmiş. Onlardan birinin adı NAS’mış, diğerinin adı BİLGİÇ, bir sonra gelenin adı AMİL ve dördüncünün adı MUHLİS ve sonuncusunun adı da KAMİL’miş. Sultan her birine birer mühürlü mektup verip onlardan mektupta yazılanları aynen uygulamalarını istemiş. Sonra da kim mektupta yazılanları harfiyen uygularsa o sarayı ona vereceğini o sarayın efendisi yapacağını vaat etmiş.

Yalnız her birinizi bir şehre yollayacağım ve siz zarfları oraya gidince açacaksınız. Yolda ve musabaka boyunca her yerde benim adamlarım size yardım için görevlendirilecekler. Eğer isterseniz onlardan yardım alabilirsiniz, demeyi de ihmal etmemiş.

Yola ilk koyulan NAS olmuş. Kafilesini temsilen müsabakaya o katılmış. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş. Sultanın gitmesini emrettiği şehre yakın bir yerde dinlenmek için konaklamış. NAS tam dinlenmeye koyulurken yanına beyaz bir atla yaşlıca bir adam gelmiş. Selam verip yanına oturmuş. Bohçasından çıkardığı leziz yemekleri ona ikram etmiş. Adam canına minnet ikram edilenleri iştahla yiyip adama teşekkür etmiş. Onun sultanın bir memuru olduğunu hemen anlamış.

Geceyi birlikte geçirmişler. Sabahleyin NAS hemen yola koyulmuş, ama yaşlı adam onu durdurmuş. Ona “gideceğin yer tehlikeli ve senin dilini konuşmayan insanların bulunduğu bir şehirdir. İstersen bir müddet daha yanımda kal. Sana bu memleketin ahalisinin konuştuğu dilin adet ve göreneklerini öğreteyim. Sonra orada yabancılık çekme ve eziyete düşme,” demiş. NAS yaşlı adamın bu teklifini: ben orada uzun süre kalıcı değilim. Yapmam gereken bir iş var işimi yapıp döneceğim. Benim dil öğrenmeye zamanım yok. Bir an önce şehre gidip vazifeme koyulmalıyım” diyerek yaşlı adamın teklifini reddetmiş. Yaşlı adam ona “sen bilirsin ama dikkat et her önüne çıkana güvenip sırrını ona açma” diye nasihat etmeyi de unutmamış.

NAS, olur unutmam, diyerek aceleyle yola koyulmuş. Şehre vardığında bir hana varmış ve orada konaklamaya karar vemiş. Odasına girer girmez sultanın mektubunu heyecanla açmış. Mektubu açmış açmasına fakat yazılanı okuyamamış. Zira yazılı bir metinden ziyade bir harita varmış.

Haritanın belli yerlerinde bilmediği bir dilde bazı şeyler yazılıymış fakat ne yazdığını anlayamamış. Sadece onun bir harita olduğunu ve sultanın o haritada işaretli yere gitmesini istediğini anlamış fakat ondan sonra ne yapacağını anlayamamış. Belki de bu harita saadet sehrinin anahtarının bulunduğu yeri göstermekte, diye düşünmüş.

Ve kendi kendine, şimdi burada birini bulup bu haritadaki yerleri ondan öğrenmeliyim, demiş. Ayrıca çok dikkatli olması gerektiğini de kendine hatırlatmayı unutmamış. Şehirde bir müddet kaldıktan sonra güveneceği birini bulmuş ve haritayı ona göstermiş. Adam haritayı görür görmez onun bir define haritası olduğunu anlamış. Bir yolunu bulup ondan bu haritayı çalmayı düşünmüş. Önce onun güvenini kazanmalıyım, diye geçirmiş içinden. 

Adam bir müddet onunla yatıp kalkmış ve NAS’a haritadaki işaretlerin anlamını öğretmiş. Hatta ona bazı mekanların yerini bulmasını sağlamış. Yolun büyük bir kısmını birlikte gitmenin bir mahsuru olmadığını düşünüyormuş. NAS ona iyice güvenmeye başladığı bir zaman gevşek davranmış ve haritayı korumayı ihmal etmiş.

Fırsattan istifade eden adam bir gece yarısı haritayı çalıp kaçmış. NAS sabah kalktığında ne adamı nede haritayı bulabilmiş. Kandırıldığını anlamış ama iş işten geçmişmiş. NAS ıssız çölde yol yordam bilmeden kalakalmış. Çölde nereye gideceğini bilmeden dolaşırken bir kafileye rast gelmiş. Kafiledekiler çölde yalnız başına ne aradığını sormuşlar. Adam başından geçenleri tek tek anlatınca kafile reisi gülmekten kendini alamamış.

Adamlarına emrederek onun sırtına bir yük yükleterek demiş ki: Bu küfenin içinde her biri bir okka gelen harfler var bu harfleri geldiğin yere kadar taşı da cehaletin ne olduğunu gör. Azıcık çabadan kaçındın kocaman derdin içine düştün. Şimdi sana bir rehber vereceğim o seni geldiğin şehre ulaştıracak ama ahmaklığının cezası olarak oraya kadar yükünle yayan gideceksin. Yükünü bırakmaya kalma o zaman rehber seni aç susuz bırakır ona göre.

NAS sırtında yükü ile yayan ve aç olarak sultanın sarayının yolunu tutmuş. Yol boyunca sırtındaki kelimeler öyle ağırlaşmış öyle ağırlaşmış ki neredeyse yorgunluktan ölecekmiş. Yanındaki rehberde ona ancak acil durumlarda yardım ediyor ölmeyecek kadar yiyecek ve su veriyormuş. Aslında o kervan sultanın adamlarına aitmiş ve yaptığı yanlışı anlasın diye sultan tarafından görevlendirilmişmiş.

Sultanın huzuruna mahcup bir halde ulaşan NAS olup bitenlerden sultanın haberdar olduğunu fark etmiş. Mahcup bir halde boyun bükmüş.

NAS’ın başına gelenlerden sonra BİLGİÇ yola koyulmuş. O da kardeşinin geçtiği yollardan geçmiş ve gideceği şehrin yakınlarında konaklamış. Bir bilge genç onun çadırını ziyaret etmiş ve ona yiyecek ikram etmiş. Daha sonra gideceği şehir hakkında ona bilgi vermiş ve ona o şehirde kendisi için gerekli dili ve adetleri öğretmeyi önermiş. BİLGİÇ önce, bu genç bana ne öğretebilir, diye düşünmüş ama sonra akıl yaşta değil başta olur diyerek gencin yardımını kabul etmiş.

Genç adamdan şehrin adetlerini ve dilini öğrenmiş. Daha sonra da genç adam ona şehirde fazla zaman harcamamasını ve bir an önce işine koyulmasını tembihlemiş: Şehir çok hareketlidir zamanın nasıl geçtiğini anlayamazsın. Üstelik seni işinden alıkoyacak eğlencesi çoktur. Dikkat et, demeyi de ihmal etmemiş. BİLGİÇ, genç bilgeye teşekkür ettikten sonra yola koyulmuş ve şehre ulaşarak kalacak yer bulup konaklamış.

Gelir gelmez mektubu açmış okumaya başlamış. Mektupta ona şehirde ne yapması gerektiği bildiriliyor ayrıca gideceği yerlerin ve orda yapacaklarının talimatları, harita vs. bulunuyormuş. BİLGİÇ kendi kendine, önce güzel bir uyku çekip dinleneyim sonrada şehre iner karnımı doyurur, biraz keşif yaparım. Daha sonrada şehirdeki ihtiyaçlarımı tedarik edip yola koyulurum, diye düşünmüş. Sonra da yatağına uzanıp uyumuş.

BİLGİÇ uykusunu aldıktan sonra şehre inmiş karnını doyurup etrafı gezmeye başlamış. Neyi nereden alması gerektiğini araştırmaya koyulmuş. Şehrin güzelliği ve büyüsü onu bir hayli etkilemiş. Şöyle bir dolaşayım derken hiçbir şey yapmadan gün kararmış.

BİLGİÇ, genç bilgenin sözlerini hatırlamış. Ve yarın daha dikkatli olmalıyım, diye kendini uyarmış. Akşam oldu artık alışveriş yapamam, diyerek yapacaklarını yarına ertelemiş ve şehirde dolaşmaya devam etmiş. Şehrin gecesi gündüzünden çok daha hareketliymiş. Her tarafta gösteriler eğlenceler insanları cezp ediyormuş.

BİLGİÇ orada burada oyalanırken ve kendince son gecenin keyfini çıkarırken bir eğlence çadırında gördüğü güzel bir cariye dikkatini çekmiş. Görür görmez aşık olmuş cariyeye. Onunla konuştuğunda köle olduğunu anlamış.  Hana dönünce gece boyu cariyeyi düşünmüş, bir türlü uyuyamamış.

Ertesi gün çok geç kalkmış. Yemek şu bu derken yine alacaklarını tam tedarik edememiş. Akşam olunca da kendini cariyenin raks ettiği eğlence çadırında bulmuş. Saatlerce onun raksını seyretmiş. Ve yine uykusuz bir gece geçirmiş. En nihayetinde cariyeyi efendisinden satın almaya karar vermiş. Bu sıkıcı yolculukta yol arkadaşım olur, hem de bana hizmet eder işlerimi kolaylaştırır, diye düşünmüş. Ertesi gün yüklü bir para vererek cariyeyi satın almış. Cariye de ona yakınlık göstermiş.

Bir süre daha cariye onu baştan çıkararak oyalamış. Günler cariyenin işve ve cilvelerinin oyalamasıyla geçip gitmiş. Bir müddet sonra aklı başına gelmiş ve vazifesini hatırlamış. Hemen gerekli eşyaları almak için pazara gitmiş. 

Ama parasının çoğunu cariye için harcadığı için parası yetmemiş. Sonra borç para aramış kimseden alamamış. Bir kalpazandan faizle para almaya karar vermiş. Kefil olarak atını ve cariyenin kölelik kağıdını bırakmış. Yani parayı geri vermezse atını ve cariyesini kaybedecekmiş. Sonra yola koyulmuş. Yolda cariye durumu anlamış.

BİLGİÇ’in bir define aradığını zannetmiş. Hürriyetine kavuşmak için defineye ulaşmayı gözüne koymuş. Bir gece işve cilve yaparken BİLGİÇ’i sarhoş ederek haritayı çalıp kaçmış.

NAS gibi çölde yapayalnız ve çaresiz kalan BİLGİÇ de bir asker kafilesine rast gelmiş. Komutan ona ne olduğunu sorunca o da başından geçenleri bir bir anlatmış. Komutan olanları duyunca şaşırmış ve ona bir ders vermeyi düşünmüş. Komutan BİLGİÇ’e:

Şimdi sana bir atlı yaver vereceğim o seni sultanın sarayına ulaştıracak. Ama sen yaya; o, atla gidecek. Yol ıssız ve çöl her yeri kaplamış. O her gün bir yede senin yiyecek ve içeceğini bırakacak. Sen hızlı gidersen yiyeceğini çölün vahşi hayvanları yiyip bitirmeden onlara ulaşırsın. Ama yavaş gidersen aradaki mesafe uzar ve yiyeceklere ulaşma süren de uzar. Yiyecekten mahrum kalır çölde susuzluktan ölebilirsin ona göre. Tembellik yapıp oyalanmanın bildiklerini uygulamakta gösterdiğin tembelliğinin mahiyetini böylece anlamış olursun. Demiş ve üzerinde ne varsa alarak onu salıvermiş. BİLGİÇ yolda yiyecek ve içeceğinden mahrum kalmamak için koşar adımlarla çölde yol almış ve sonunda bin bir güçlükle sultanın sarayına ulaşmış.

    Yola koyulma sırası şimdi de AMİL’ deymiş. Padişah ona da zarfını verdikten sonra yola koyulmuş. Atıyla bir hayli yol aldıktan sonra konaklamaya karar vermiş. Bir ağacın gölgesinde konaklayıp yanında getirdiği yiyecek bohçasını açarak önüne sermiş ve yemeye koyulmuş. O sırada yanından dilenci kılıklı bir adam yaklaşmış. Adamı buyur etmiş birlikte yiyip içmişler. Dilenci kılıklı adam ona: madem sen bana iyilik yaparak rızkını paylaştın bende sana bende olanları paylaşayım, demiş. AMİL memnuniyetle kabul etmiş. Adam:

Anlaşılıyor ki yolcusun önemli bir iş için buralara geldiğin belli. Bir müddet benimle burada kal. Sana yolculuğunda faydası olacak ve sana bir hayli zaman kazandıracak bilgileri öğreteyim, demiş. AMİL memnuniyetle kabul etmiş. Dilenci kılıklı adam onu kulübesine götürmüş ve orada bir müddet beraber kalmışlar. Adam AMİL’e şehir hakkında bilmediği birçok şeyi öğretmiş. Dilini adet ve geleneklerini, neyi nereden ve kimden alacağını öğretmiş. Son olarak ta ona: çalışacağın kişileri seçerken çok dikkatli ol ve işini yaparken ciddiyeti ve samimiyeti elden bırakma. İşinle iştigal ederken başka şeylerle meşgul olma ki doğru olsun. Aksi takdirde boşa kürek çekmiş olursun.

AMİL adamın dediklerini dinledikten sonra teşekkür ederek yola koyulmuş. Varacağı şehre ulaşmış. Ne yapacağının bilmenin ve önceden bilgi sahibi olmanın rahatlığıyla şehirdeki işlerini çabucak bitirmiş. Şehirde bulunan bir kısım insanlar adamın yaptığı harcamalardan önemli bir iş için burada olduğunu anlamışlar ve ona hizmet edip ondan para koparmaya çalışmışlar. AMİL adamların ilgisinden hoşlanmış ve kendisine yardımcı olunacak hususta ne derece maharetli ve ahlaken ne kadar salahatli olduklarını tartmadan onları yanına almış. Derhal işe koyulmuş.

Haritada belirtilen yerleri bir bir aşarak hedefine doğru ilerlemiş. Yolda defineleri taşımak için binek vs. satın almış. Çok zor yollardan geçmiş. Adamları ona hizmette kusur etmiyorlarmış. Bu hal onu memnun ediyormuş. Derken hazinenin bulunduğu mağaraya ulaşmışlar. Uzun bir tünelden geçtikten sonra bir aydınlık görmüşler oraya yönelmişler. Mağaradan çıkınca önlerinde muhteşem güzellikte bir saray görmüşler. AMİL’in mektubunda saraydan da bahsediyormuş.

Onun vazifesi sarayın belli bölümlerinde bulunan hazineyi alıp sultana götürmekmiş. AMİL  adamlarına emrederek hazinenin bulunduğu yerlere göndermiş ve onları develere yüklemelerini söylemiş. Adamlar defineyi yüklerken o da sarayı gezmeye koyulmuş. Birbirinden güzel odalar ve süslü ziynetler dikkatini çekmiş. Bir hayli oyalanmış. Sonra sultanın emri aklına gelmiş ve derhal sarayın avlusuna gelmiş. Adamlarına orada beklemelerini söylediğinden hemen oraya gelmiş.

Fakat o da ne, etrafta kimsecikler yokmuş! Koşarak hazinenin bulunduğu yere gitmiş. Orada da kimsecikler yokmuş. Hazine ise tam takır. Pişmanlık ve hayal kırıklığı ile birlikte dışarı çıkmış. O sırada bir sarsıntı olmuş. Saray yıkılmaya başlamış. Can havliyle kendini mağaraya atmış. Koşarak uzaklaşmış. Uzun süre koşmuş ama çıkışa ulaşamamış. Korku ve telaş içinde oraya buraya giderken gözüne bir aydınlık ilişmiş. Hemen oraya yönelmiş. Dışarı çıktığında kendini bir dağın zirvesinde bulmuş. Etrafı derin uçurumlarla çevrili bir dağ.

Dağın bir yerinde karşı dağa uzanan ince uzun ahşap bir köprü fark etmiş. Köprünün başında da bir adam duruyormuş. Adama başından geçenleri anlatmış ve oradan nasıl kurtulacağını sormuş. Adam ona buradan çıkmanın tek yolu bu kilometrelerce uzun köprüden geçmektir. Fakat bu köprünün tahtalarından çoğu çürüktür hepsini tek tek kontrol edip sağlamlığını test edip öyle geçmelisin. İşini doğru yapmamanın cezası olarak buradan sultanın sarayına gideceksin hadi yürü diyerek onu köprüye itmiş. Belinden kılıcını çıkararak, sakın geri dönme yoksa köprüyü keserim uçurumdan yuvarlanırsın, demeyi de ihmal etmemiş.

AMİL çaresiz yola koyulmuş. Adam arkasından seslenmiş: köprünün bazı yerlerinde yiyecek ve içecek koydum sakın gaflet edip onları kaçırma yoksa oraya ulaşamadan ölürsün. AMİL her bir tahtaya dikkatlice basarak ve test ederek yürümeye devam etmiş. Çok büyük zahmetler ve tehlikeler atlatarak sonunda sultanın yanına ulaşmış.

     Sıra şimdi de MUHLİS’ teymış. MUHLİS de sultandan mektubu aldıktan sonra yola koyulmuş. Bir hayli yol aldıktan sonra dinlenmek için bir yer aramış. Bir dere kenarında, hem serinlerim hem de dinlenirim diyerek konaklamış. Az sonra derede balık tutan bir çocuk fark etmiş.

Çocuk kocaman bir balık tutarak adamın yanına gelmiş ve MUHLİS’e :
Yorgun ve aç olduğunuz her halinizden belli siz şuracıkta dinlenirken ben de şu balığı pişireyim sonra birlikte yeriz. MUHLİS, işim yaver gidiyor, diye düşünmüş ve çocuğa teşekkür etmiş. Yorgunluktan uyuya kalan MUHLİS uyandığında yanı başında mükellef bir sofranın hazır olduğunu görmüş.

Çocukla birlikte balığı yemişler ve derenin suyundan içmişler. Çocuk onun yolcu olduğunu ve önemli iş görevi olduğunu bildiğinden adama, burada benim yanımda bir süre daha kalın yolculuğunuz için ve şehirdeki işleriniz için gerekli olan bilgileri size öğreteyim, demiş. Muhlis hal ve davranışlarından görmüş geçirmiş bir çocuk olduğunu anlamış ve bir müddet onun yanında kalıp bir şeyler öğrenmenin zaman kazandırabileceğini düşünerek çocukla kalmaya karar vermiş.

Çocuk ona gideceği şehri, pazarlarını insanlarını anlatmış. Şehirde konuşulan dili öğretmiş. Güvenilir insanları nasıl teşhis edeceğini öğretmiş. MUHLİS tüm bu öğrendikleri için çocuğa teşekkür etmiş ona para vermek istemiş ve çocuk bu benim sultanıma hizmetimdir, diyerek parayı reddetmiş. Çocuk ayrılırken son olarak: her işin başı tevazudur. Gurur ve kendini beğenme hayrı şerre dönüştürür. Kendine güvenen helak olur. 

Sultanın yardımı olmazsa bizler hiçbir işte başarıya ulaşamayız. Bunu aklından hiç çıkarma, demiş. Son söz MUHLİS’in biraz ağırına gitse de ona teşekkür etmeyi ihmal etmemiş. Sonra da içinden, maşallah ufaklık boyundan büyük sözler ediyor, diyerek yola koyulmuş.

MUHLİS şehre vardığında hiç vakit kaybetmeden işe koyulmuş. Mektubu açmış yapacaklarını öğrenmiş ve şehirde alışverişini yapıp bitirmiş. Daha sonra yolda kendine yardımcı olacak güvenilir kişileri arayıp bulmuş ve kısa sürede iyi iş becerdim, diyerek yola koyulmuş.

 Yolda birçok tehlike atlatmışlar fakat adamlarının ve özelliklede çölü çok iyi bilen kılavuzunun sayesinde zarar görmeden yol almışlar. Eşkıyalar, çöl kurtları, açlık ve susuzlukla mücadele etmişler. Muhlis doğru adamları seçmiş olduğundan dolayı aklımı seveyim kabilinden çok memnun kalmış. Sonunda bir deniz sahiline ulaşmışlar. Denizde biraz ilerde bir ada varmış. Define o adada bulunuyormuş. Adamlarına defineden hiç bahsetmemiş.
Onlara ağaçlardan bir sal yapmalarını emretmiş. Adamlar kısa sürede Salı bitirmişler. MUHLİS tek başına yanına kimseyi almadan adaya yönelmiş. 

Haritada işaretli olan yeri kısa sürede bularak bir sarayın kalıntılarına ulaşmış. İşaretli olan bir duvarı iterek güçlükle açmış ve içeriye girmiş. Hazinenin bulunduğu yerde bir yılan görmüş önce çok korkmuş. Ama sonra çocuğun ona bir yılanı nasıl etkisiz bırakacağını öğrettiğini hatırlamış. Elleriyle birtakım hareketler yapıp ıslık çalmış ve yılanı uyutmuş. Kendi kendine yılan uyanana kadar hazineyi fıçılara yerleştirmeliyim diyerek işe koyulmuş.

Fıçıları yanına almak ta çocuğun fikriymiş.  Hazine çok hassas mücevherlerden oluşuyormuş. Çok dikkatli olmazsa kırılabilirmiş. Onları güzelce fıçılara yerleştirmiş ve boşlukları otlarla doldurarak fıçıları kapatmış ve dışarı çıkarmış.  Sonra fıçıların üzerinde dinlenirken, iyi iş çıkarttık, diye kendi kendini tebrik etmiş. Tam o sırada bir ses işitmiş. Bu yılanın sesiymiş.

Hızla oradan uzaklaşırken harabenin büyük bir gürültüyle yeri altını boyladığını fark etmiş. MUHLİS fıçıları sala yerleştirerek karşı kıyıya ulaşmış. Sonra adamlarına emrederek onları hiç sarsmadan develere yüklemelerini emretmiş. O sırada bulundukları yere yaşlı bir kadın gelmiş onlara yiyecek içecek getirmiş. Çok sevinmişler ve yaşlı kadına teşekkür etmişler.

Kadın adamın nereye gideceğini sormuş. Adam sultanın sarayına gideceğini söyleyince kadın: bu denizin karşısı oraya çok yakın. Tekrar çölü aşmana gerek yok, demiş. MUHLİS buna çok sevinmiş ve derhal fıçıları sala koydurtmuş. Sonra adamlarına bolca para vererek onları yollamış. Kadına para vermek istemiş ama kadın kabul etmemiş. Bu sultana hizmetim diyerek onu uğurlamış.

MUHLİS güzel bir iş çıkarmanın memnuniyetiyle karşı kıyıya geçmiş ve birkaç deve kiralayarak sarayın yolunu tutmuş. Sultanın huzuruna geldiğinde sevinçle “Başardım! Sonunda defineyi getirmeye muvaffak oldum” demiş. Sultan adamlarına emretmiş ve fıçıları açtırmış. Birde ne görsünler bütün mücevherler kırılıp paramparça olmuşmuş. MUHLİS büyük bir hayal kırıklığı ile harabenin yere batarken hissettiği sarsıntıyı hatırlamış ve kendi kendine hayıflanmış.

    Şimdi de sıra KAMİL’de imiş. Kamil de fermanı alır almaz yola koyulmuş. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, büyük bir sahrada yol almış ve bir hayli yorulduktan sonra hem atını dinlendirmek hem kendini dinlendirmek için mola verecek bir yer aramış. Gözüne bir çadır ilişmiş. Çadıra doğru yönelmiş orada keçilerini sağmakta olan çok yaşlı bir nine ile karşılaşmış. Nineyi selamlamış ve ona burada konaklayabilir miyim, diye sormuş. Yaşlı kadın çok memnun olacağını söylemiş.

Bu ıssız çölde uzun zamandır hiç insanla karşılaşmadığın bir insan ile konuşmanın onu memnun edeceğini söylemiş ve KAMİL’e keçilerinden sağdığı sütü ikram etmiş. Sonra da dilenmesi için ona yerde bir post sermiş. İyice uyuyup dinlenen KAMİL uyandığında çöl şartlarına göre mükellef sayılacak bir sofra ile karşılaşmış.

Kadın ona keçilerinden birini keserek güzelce kızartmış. Kamil bir hayli mahcup olmuş. Bu iyiliğinin karşılığını asla ödeyemem diyerek ona çok teşekkür etmiş. Kadın: doksan yaşımı geçtim. Ölüm çok yakın. Bunca şeyi mezara götürecek değilim. Ben de ikram edecek birilerini arıyordum Allah’ıma şükür birini yolladı.

Anlaşılan sen sultanın adamısın ve işin önemli. Ben sana burada biraz kalmanı öneririm. Ben gideceğin şehri çok iyi bilirim. Uzun süre orada yaşadım. Orayı, adetlerini, dilini, dinini, insanlarını iyi bilirim, hepsini sana öğretebilirim. KAMİL çok teşekkür ederek, size zahmet vermeyeceksem çok memnun kalırım, demiş. Yaşlı kadın aksine ömrünün son demlerinde birileriyle konuşmanın ve yardım edebilmeye vesile olduğu için ona minnettar olacağını söylemiş. Yaşlı bilge kadın ona bildiği her şeyi öğretmiş. Sonra ayrılık vakti geldiğinde: bizler sultanın hizmetkarlarıyız o bize neyi emrederse onu yaparız.

Bu ıssız çölde o emrettiği için yolculara hizmet etmek üzere durmaktayım. Bizim gıdamız ve zevkimiz ona hizmet etmektir. Amaç hazineye ulaşmak değil onu razı etmektir. Onu razı ettikten sonra bütün hazineler senindir, diyerek onu uğurlamış. KAMİL ta başından beri kadının sultan tarafından görevlendirildiğini anlamış. Kadına teşekkür etmiş ve kendisine bu zor yolculuğunda böylesi güzel ihsanlarda bulunduğu için sultanına karşı da minneti bir hayli artmış. İçinden ona binler teşekkürler yollamış ve yoluna devam etmiş. Şehre ulaşmış. Bütün ihtiyaçlarını tedarik etmiş.

Tüm işlerinde sultan sanki onu gözetip koruyor diye hissetmiş. Her işine kolaylıkla muvaffak olmasından dolayı böyle düşünmüş. Sultanın tedbirinden ve himayesinden dolayı ona karşı muhabbeti ve sevgisi kat kat artmış. Seçtiği adamları sanki o yollarmışçasına kolaylıkla bulmuş. Her biri çok güven telkin etmişler ona. Bir müddet sonra şehirden ayrılma vakti gelmiş. Bir deniz şehriymiş burası ve bundan sonraki yolculuğuna denizde devam edecekmiş.

Adamlarıyla birlikte büyükçe bir gemi kiralamışlar ve yola koyulmuşlar. Deniz çok tehlikeli ve korsanlarla doluymuş. Birçok tehlike atlatmışlar her tehlikeden kıl payı kurtulmaları MUHLİSE bu işte Sultan’ın parmağı var diye düşündürmüş. Ve onun tedbiri ve ilmi karşısında hayretler içinde kalmış.

Seçtiği adamların sadakati, dev dalgalarla boğuşurken büyük bir geminin imdada gelmesi, korsanların içinden yaşlı kadının nasihatlerine uyarak tereyağından kıl çekercesine kaçmaları, dev balinaların elinden hiç zarar görmeden kurtulmaları bütün bunların ardında sultanın yardımı olduğu fikrini onda bir hayli güçlendirmiş. Ona karşı minnettarlığı tarif edilmeyecek derecede artmış. Ve onun himayesi altında yol alıyor olmanın memnuniyetini ve emniyetini her an yaşamış. Ve sonunda kıyıya ulamış. Haritada tarif edilen dağa çıkmış.

Dağın zirvesinde bir tapınak varmış. Define o tapınakta bulunuyormuş. Adamlarının yardımıyla tapınakta definenin bulunduğu yere ulaşmış. Hiç zahmet çekmeden defineye ulaşmışlar. Onları güzelce sarıp sarmalayarak küplere yerleştirip develere yüklemişler.

O sırada tapınaktan yaşlı bir piri fani çıkıp yanlarına gelmiş. KAMİL ve adamlarını yemeğe davet etmiş. Birlikte yiyip içmişler. Yaşlı mübareğe teşekkür etmişler. Yaşlı adam nereye gittiklerini sormuş. Kamil, sultanın sarayına gideceğini söyleyince, Derviş ona geri dönüp geldikleri yolu tekrar gitmelerine gerek olmadığını tapınaktan doğrudan doğruya sultanın sarayına giden bir tünel olduğunu ve o tüneli kullanabileceğini söylemiş.

Kamil adamlarına hitaben ben sizin yaptıklarınızın karşılığını veremem sizi en güzel ödüllendirecek olan şimdiye kadar bizi yardımlarıyla hiç yalnız bırakmayan sultanımızdır gelin hep birlikte onun yanına gidelim onun hakkımızda vereceği şeye rıza gösterelim demiş. Adamlar memnuniyetle kabul etmişler.

Derviş kararından dolayı KAMİL’i tebrik ederek uğurlamış. KAMİL teşekkür ederek tünele yönelmiş ve tünelin sonunda onları sultan karşılamış. KAMİL sultanı görür görmez ayaklarına kapanmış, sizin yardım ve tedbirleriniz olmasaydı asla başaramazdık, diyerek minnet ve muhabbetini iletmiş. Sultan getirdiği şeylere bakmadan ona, getirdiklerin ve adamlarınla birlikte sizin için hazırladığım saraya gidin. Orada sizi bekleyenleri ne gözle gördünüz ne de hayal edebilirsiniz, demiş. KAMİL mahcup bir halde: sizin varlığınız ve cemaliniz bütün ihsanların üstündedir, diye yanıtlamış sultanı.

Sultan fısıltılı bir sesle: insanlar helak oldu, Alimler müstesna; alimler de helak oldu, amiller müstesna; amiller de helak oldu, muhlisler müstesna… İhlaslıları da büyük bir tehlike beklemektedir, demiş.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>